<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144</id><updated>2011-11-02T11:18:24.746-07:00</updated><title type='text'>Kadın ve Hukuk</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>34</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-1148937198131501355</id><published>2008-11-04T04:41:00.000-08:00</published><updated>2008-11-04T05:00:00.321-08:00</updated><title type='text'>Geleneksel Toplumsal Cinsiyet Rolleri</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın ve erkek cinsinin fiziki özelliklerinin farklı olması, ilkel toplumlarda avcılık ve birlikte yaşanılan grubun tehlikelerden korunması gibi görevlerin erkekler tarafından yerine getirilmesi, kadının çocuk dünyaya getirmesi ve onu sütüyle beslemesi nedeni ile yaşanılan ortamı terk edip avlanmak, savaşmak gibi işlerin kadınlarca yapılamaması zamanla tüm toplumlarda çeşitli farklarla birlikte kadın ve erkekler için farklı cinsiyet rolleri biçilmesine ve kadın ve erkek cinsinin bu rollere uygun davranmasının beklenmesine sebep olmuştur.&lt;br /&gt;Erkek kadının beslenmesi ve barınmasını, tehlikelerden korunmasını, yeni ve daha iyi yaşam alanlarını fethetmeyi, kadında erkeğinin bulup getirdiği yiyecekleri hazırlama, çocuğa bakma ve barınağın yaşanılabilir olmasının devamını sağlama(temizlik vs.) gibi görevleri üstlenmiştir.&lt;br /&gt;Erkeğin üstlendiği görevler, erkeğin getirdiği yiyeceğin kendi arzusuna göre hazırlanmasını , kadın ve çocukların tehlikelerden korunabilmesi için yaşam alanını izinsiz terk etmemelerini isteyebilme ve topluluk içinde düzeni sağlamak için başkan, şef vs. olabilme,fethettiği toprakların sahibi olma gibi ayrıcalıkları beraberinde getirmiş, başlangıçta fiziki özelliklere uygun iş bölümü gibi görünen bu durum zamanla erkeğin iktidar ve konforunun devamı için, erkekler tarafından, değişen fiziki, ekonomik vs. şartlara rağmen sürdürülmeye çalışılmıştır.&lt;br /&gt;Erkekler görmüştür ki, avlanmak ve fethetmek yani para kazanmak ve mülk sahibi olmak, şef olmak yani siyasi güce, toplum tarafından saygı duyulan bir statüye sahip olmak beraberinde büyük bir konfor getirmektedir. Bu nedenle kadının avlanması, şef olması günümüzde gelir getiren bir işte çalışması, siyasetle ilgilenmesi , mülk sahibi olması erkeğin konforunu büyük ölçüde sarsacaktır. Erkekler bu konforun devamı için kimi zaman dini, kimi zaman parayı kimi zaman kaba kuvveti kullanmışlardır. Tabiri caizse aslan payından vazgeçememişlerdir.&lt;br /&gt;Erkeğin üstün cins olduğu ve kadınların erkeğin emrine sunulmuş varlıklar olduğu yeryüzünde hakim dinlerin pek çoğu tarafından kabul edilmiş,ancak hiçbir dinin kitabında bu açıkça yazılmamış, kadının kas kuvvetinin erkekler kadar olmayışı, kadının doğurgan olması bahane edilerek güya kadınlar lehine kurallar konulmuş, kadının kas gücünün erkeklerden az olması onun zekasının da erkeklerden az olmasına delil kabul edilmiş, güya korunması maskesi altında kadınlar tümüyle ikinci sınıf insan olarak kabul edilmişlerdir. Erkeğin soyunun devamı için kadına muhtaç olması nedeni ile kadını öldürmeyip süründürecek bir yaşam standardı kabul edilmiştir kadınlar için.&lt;br /&gt;Görev dağılımı gibi görünen erkeğin dışarıda çalışıp para kazanması ve bu para ile kadın ve çocuğa yiyecek, giyecek ve barınma sağlanması daha üstün uğraşlar ve erkeğin kadına bir lütfu, kadının dünyaya çocuk getirmesi, çocuğun her türlü bakımını üstlenmesi, evinin her türlü işini yapması ise kadın olmasının zorunlu bir sonucu olarak kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;Zamanla evdeki para getirmeyen işleri yapmanın yanında dışarıda para getiren işlerde çalışmaya başlayan kadınların yükü ne yazık ki iki katına çıkmıştır.Erkekler çalışarak ailenin geçinmesine katkı sunan kadının evde sunduğu konfordan da mahrum kalmak istemediklerinden kadının dışarıda çalışması ev işlerindeki ve çocuk bakımında ki sorumluluğunu azaltmamıştır.&lt;br /&gt;Kimi erkekler karısının ya da kızının asla gelir getiren bir işte çalışmasını istememekte, zira paranın güç sembolü olduğu, kadının güçlenmesi ile birlikte erkeğin konforunun bozulacağı, kadının artık kocasına babasına itaat etmeyeceğini düşünmekte, karısının çalışmasına ses çıkarmayan kimi erkeklerde ev işleri ve çocuk bakımı konusunda kadından geleneksel rolünü beklemeye devam etmektedir.&lt;br /&gt;Başlangıçta sadece iş bölümü gibi ortaya çıkan cinsiyet rolleri zamanla cinslerin doğalarının bir gereği ve zorunluluk olarak kabul edilmiş, erkeğin avlanan ve fetheden olması ona güç, mülk ve statü kazandırmış, fetihler yolu ile başka toplumlarla tanışma, keşifler yapma fırsatı bulan erkekler bu kazanımlarının devamı için kadını eve, para, mülk, iktidar getirmeyen işleri yapmaya mahkum etmiş, sahip olduğu gücün ve dinin de yardımı ile kadınları da buna inandırmış veya mecbur bırakmışlardır. Kadınlar tarih boyunca bu kısır döngüye mahkum olmuş, zaman zaman bunu kırmak isteyen kadınlar olmuşsa da yaratıcının iradesine karşı geldiği gibi gerekçelerle susturulmuş ya da ortadan kaldırılmışlardır.&lt;br /&gt;Tabi şunu da tespit etmek lazım ki, tarih boyunca erkeklerin tümü bilinçli saiklerle hareket etmemişler, erkeklerin de çoğunluğu erkeğin üstün cins olduğu, kadının varlık amacının erkeğin soyunu sürdürme ve onun konforunu sağlama olduğu ve bunun tanrının iradesi olduğuna inanmışlar ve pek azı bunun gerçekliğini sorgulamışlardır.&lt;br /&gt;Modern toplumlarda özellikle din baskısının azaldığı Batı toplumlarında geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri sorgulanmaya başlanmış, bu ülkelerde başlayan feminist hareketlerin etkisi ile bu rollerin kadın erkek eşitsizliği temeli üzerine kurgulanmış olduğu kabul edilmiş, özellikle feminist grupların uluslar arası düzeyde örgütlenmesi ve bu örgütlerin baskısı ile Uluslar arası Sözleşmelerde tüm insanların renk, dil , din, cinsiyet ayrımı olmaksızın eşit olduğunun kabulü ile başlayan süreç bugün taraf devletlere kadına karşı hertürlü ayrımcılığın yasalar, hukuk sistemi, siyasal ve kamu yaşamı, eğitim, istihdam, sağlık, kırsal kesim, evlilik ve aile dahil olmak üzere her türlü alandan silinmesi konusunda görevler yükleyen sözleşmelerin ve protokollerin imzalanması ve taraf devletlerin değişik oranlarda bu yükümlülüklerini yerine getirmesi ile devam etmektedir.&lt;br /&gt;Kimi kesimler, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin aile ve toplumun huzuru ve devamı için zorunluluk olduğu, aksi halde toplum ve aile yapısının bozulacağı, ev idaresinde ve çocuk yetiştirmede kadın ve erkeğin kemikleşmiş roller dışında hareket etmesinin özellikle sağlıklı çocuk yetiştirmede sorunlar yaratacağı, ailelerin dağılacağı hatta “geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri “ diye adlandırdığımız davranış kalıplarının dışına çıkmanın tanrı iradesine başkaldırmak olduğu gibi gerekçelerle feminist hareketi ve bu hareketin kazanımları olan kadın erkek eşitliğinin uluslar arası sözleşmelerle tespit edilmesi ve taraf devletlere görevler yüklenmesini tepki ile karşılamakta, kadını ortaçağ karanlığına geri göndermek için mücadele vermektedirler.&lt;br /&gt;“Geleneksel Toplumsal Cinsiyet Rolleri” açık bir şekilde kadın erkek eşitsizliğine dayanır. Beraberinde para, güç ve statü getiren işlerde çalışmak, karısı ve çocuklarının hatta kimi toplumlarda daha geniş bir ailenin barınma, beslenme, eğitim, sağlık vs. gereksinimlerini karşılamak, asker olup savaşmak, siyaset yapmak, ülke yönetmek erkeğin görevi ve aynı zamanda hakkı olduğundan 20. yüzyıla kadar hemen hiçbir toplumda kadınların siyaset yapmayı bırakın aktif olarak, oy kullanarak pasif olarak dahi yapmasına izin verilmemiş, birçok alanda hukuk, tıp, mühendislik, askerlik vs. kadınların eğitim almasına ve çalışmasına izin verilmemiş, çalışmalarına izin verilen dar alanda da her zaman erkeğin gerisinde yönetilen olarak daha az maaşla çalışmasına olanak verilmiştir. Neden?Çünkü çalışıp para kazanmak, ailesinin geçimini sağlamak erkeğin görevidir. Kadın çalışmasa ya da az kazansa da nasıl olsa onun babası ya da kocası ona bakacaktır. Oysa erkek çalışmalıdır ve daha çok kazanmalıdır ki, geleneksel toplumsal cinsiyet rolünü hakkıyla yerine getirebilsin. Bu mantık kadını iş yaşamından uzaklaştırmanın daha doğrusu yaklaştırmamanın, sadece görece daha az statü ve gelir getiren işlerde çalışabilmesinin, erkeklerle aynı işlerde çalıştığında ise daha az ücret almasının altında yatan sebeptir. Bu durum “Geleneksel Toplumsal Cinsiyet Rolleri”nin kadına ekonomik şiddet uygulanmasına sebep olmasını açıklamaktadır.&lt;br /&gt;“Geleneksel Toplumsal Cinsiyet Rolleri” sadece kadınlar aleyhine bir durum yaratmamak ta, aslında erkeklerin omuzlarına da çok ağır bir yük yüklemektedir. Kendisi ile birlikte kimi zaman onlarca kişiden oluşan bir ailenin de her türlü ihtiyacını karşılamak erkeğin görevi olunca, erkeğin bunu başarabilmek için insanüstü bir çaba göstermesi, başaramaması yada görece başarısız olması erkeklerin ağır psikolojik travmalar geçirmesi, hatta para, güç ve iktidar için yasadışı yollara başvurması, kuvvet kullanması gibi sonuçları da beraberinde getirmektedir. Özellikle “Aile İçi Şiddet “ dediğimiz olguyu yaratan en önemli sebep diğer sebepler yanında “Geleneksel Toplumsal Cinsiyet Rolleri”dir . Tabi Aile içi Şiddeti “Geleneksel Toplumsal Cinsiyet Rolleri” nin tetiklemesi sadece bu kanaldan değil, bizzahati erkeğin üstün cins olduğu, erkeğin kadına sahip olma, hükmetme hakkı olduğu, kadının görevinin erkeğin soyunun devamını sağlamak, çocuğa bakmak ve erkeğin konforunu sağlamak olduğunun kabulü başlı başına bir şiddet sebebidir. Erkek bu rolün devamı için kadını her türlü yolu kullanarak zorlamakta, sindirmekte, baskı kurmaktadır. Az önce söylediğimiz “ekonomik şiddet “yolu ile de kadına ekonomik güç vermeyerek yada elinden alarak, fiziki, psikolojik ve cinsel şiddetten kaçmasının önü kesilmekte, kadınlar tam bir labirente hapsedilmektedir. Bu labiretten çıkışın bir yolu var, ama onu buluncaya kadar ne yazık ki birçok kadın çok ağır insan hakkları ihlalleri ile karşılaşmaktadır. Ama sevindirici olan şu ki, bu labirentten hergün biraz daha fazla kadın çıkabilmekte, çıkabilmiş kadınlar da el birliği ile labirenttekilere yardım etmekte, yol göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-1148937198131501355?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/1148937198131501355/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=1148937198131501355' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/1148937198131501355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/1148937198131501355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2008/11/geleneksel-toplumsal-cinsiyet-rolleri.html' title='Geleneksel Toplumsal Cinsiyet Rolleri'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-7638379366990618831</id><published>2008-05-27T04:06:00.000-07:00</published><updated>2008-05-27T04:22:21.794-07:00</updated><title type='text'>Soru ve Cevaplarla Aile İçi Şiddete Karşı Başvuru Yolları</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;1-Eşimden sürekli şiddet görüyorum, ne yapabilirim?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;4320 Sayılı Yasanın korumasından yararlanabilirsiniz. Bunun için mahallenizdeki polis ya da jandarma karakoluna, ya da bulunduğunuz yerin adliyesine giderek Cumhuriyet Savcılığı’na, Aile Mahkemesi ‘ne ya da Aile Mahkemesi görevini yapan Asliye Hukuk Mahkemesi ‘ne başvurabilirsiniz. Vücudunuzda darp izi var ise Adi Tıp’tan rapor almak istediğinizi mutlaka söyleyin&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;2-4320 Sayılı yasa nedir, beni nasıl koruyacak?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;Bu yasa “Ailenin Korunmasına Dair Kanun” dur. Bu yasaya dayanarak 1. maddede belirtilen yerlere yaptığınız başvuru, Aile Mahkemesine bildirilecek, Aile Mahkemesi Hakimi;&lt;br /&gt;*Eşinizin birlikte ya da ayrı yaşadığınız evden uzaklaştırılması&lt;br /&gt;*Size ya da çocuklarınıza karşı şiddet uygulamaması&lt;br /&gt;*Sizi telefon, mail, faks vs. iletişim araçları ile rahatsız etmemesi&lt;br /&gt;*Varsa silahının alınması&lt;br /&gt;*Alkol ve uyuşturucu kulanmış iken eve gelmemesi&lt;br /&gt;*Bir sağlık kuruluşuna tedavi için başvurması&lt;br /&gt;*Veya sizin talep edeceğiniz ve hakimin uygun göreceği başkaca bir tedbire hükmedebilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;3- Hükmedilen tedbirin süresi ne kadardır? Mesela eşim ne kadar süre eve gelemeyecek&lt;/strong&gt;?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Aile Mahkemesi bu tedbirlere en fazla 6 ay için karar verir. Ancak eşiniz şiddeti tekrarlar ise yeniden koruma kararı isteyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;4-Aile Mahkemesi Koruma Kararını verdikten sonra ne yapmalıyım?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Mahkeme kendiliğinden kararın bir suretini Cumhuriyet Savcılığı’ na gönderir. C. Savcılığı polis ve jandarma marifeti ile eşinizin karara uyup uymadığını denetler. Eşiniz karara uymuyor ise, örneğin eve girmeye çalışıyor, sizi telefonla tehdit ediyor vs. ise karakola yada C. Savcılığı ‘na giderek durumu bildirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;5-Eşim karara uymaz ise ne olur?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Eşiniz verilen koruma kararına uymaz ise, Cumhuriyet Savcılığı, eşiniz hakkında Sulh Ceza Mahkemesinde dava açacak ve eşiniz 3 aydan 6 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;6-Eşim eve gelmeyecek ise ben nasıl geçineceğim?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Koruma Kararı isterken eşinizin, siz ve çocuklarınız için nafaka ödemesine karar verilmesini isteyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;7-Boşandığım eşim sürekli telefonla arayıp tehdit ediyor, kapıma geliyor. Ne yapabilirim&lt;/span&gt;?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Yukarıda ki maddelerde yazan her şey bu durumda da geçerli . Eşinizden boşanmış ya da ayrı yaşıyor olsanız da bu korumadan yararlanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;8-Eşim değil ama kayınpederim dövüyor beni. Ne yapabilirim?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Sadece eşiniz değil, aynı çatı altında yaşadığınız, kayınpeder, kayınvalide, kayınbirader, görümce, anne, baba, kardeş, çocuğunuz, halanız, dayınız, aklınıza kim geliyor ise, ya da ayrı yaşıyor ya da boşanmış olsanız dahi eski eşiniz şiddet uyguluyor ise bu koruma tedbirlerine hükmedilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;9-Eşim beni dövmüyor ama sinirlendiği zaman eline ne geçerse yere fırlatıyor. Ben ve çocuklar çok korkuyoruz. Ne yapabilirim?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Şiddet denilince akla sadece dayak gelmemeli.Eşinizin eşyaları yere fırlatarak sizi ve çocuklarınızı korkutması da şiddettir. Aynı korumadan yararlanırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;10-Eşim çalışmıyor ve benim çalışıp kazandığım parayı beni dövmekle, öldürmekle tehdit edip elimden alıyor, kumara yatırıyor. Ne yapabilirim?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Bu durumda eşiniz size hem psikolojik hem de ekonomik şiddet uyguluyor demektir. Bu durumda da Ailenin Korunmasına Dair Kanunun korumasından yararlanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;11-Eşim ben istemediğim halde cinsel ilişkiye zorluyor beni. Ne yapabilirim?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Bu da “cinsel şiddet” tir.”Ailenin Korunmasına Dair Kanun”un korumasından yaralanabilirsiniz. Ayrıca eşin tecavüzü Türk Ceza Kanun’da da suç olarak düzenlenmiş olup, şikayetiniz halinde TCK.nun 102. maddesine göre ayrıca cezalandırılacaktır.&lt;br /&gt;Eşinizin tecavüzüne uğradıysanız, kesinlikle banyo yapmayın, kıyafetlerinizi ve yatak çarşaflarını, halıyı vs. temizlemeyin. En kısa zamanda karakola yada Cumhuriyet savcılığına başvurarak adli tıbba sevkinizi isteyin.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;12-Eşim bana ve çocuklarıma sürekli şiddet uyguluyor. Ailenin Korunmasına Dair Kanun gereği koruma kararı verildi. Süre dolunca eve geldi, şiddete devam ediyor. Koruma kararı almak dışında ne yapabilirim?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Türk Ceza Kanunu bir çok maddesi ile şiddetin hemen her türünü ceza yaptırımına bağlamıştır. Ceza Kanunumuz 86. 87. 88. 89. maddelerde yaralama fiilini ceza yaptırımına bağlamıştır.Yaralama fiilinin eşe ve çocuğa karşı işlenmesi ağırlaştırıcı sebeptir.&lt;br /&gt;Ayrıca, yaralama söz konusu olmasa dahi sadece dövüyor, bağırıyor vs. yollarla sizi ve çocuklarınızı korkutuyor ise de Ceza Kanunumuz 232. maddede de aynı konutta yaşayanlardan birine kötü muamele yapılması suç olarak kabul edilmiştir.&lt;br /&gt;Eşiniz sizi ya da çocuklardan birini yaraladı ise hastanede müdahale eden doktoru, karakolu veya doğrudan Cumhuriyet Savcılığı nı durumdan haberdar edin.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;13-Bani sürekli döven, hakaret eden, aşağılayan eşimden boşanmak istiyorum. Ne yapmalıyım?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Bu durumda eşinizden pek fena muamele veya evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanarak boşanabilirsiniz. Eşinizden şiddet gördüğünüzü doktor raporu veya tanık ifadeleri ile ispatlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;14- Eşimden boşanmak , koruma tedbiri almak ya da eşimi TCK. na göre şikayet etmek istiyorum. Ama mali durumum avukattan yardım istemeye  elverişli değil. Ne yapmalıyım?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Mali durumunuz bir avukattan profesyonel yardım istemeye uygun değil ise, yaşadığınız ilin barosuna bağlı “Adi Yardım” merkezine başvurduğunuz taktirde, mali durumunuz hakkında araştırma yapılarak size hukuki yardım sağlamak için gönüllü bir avukat görevlendirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;15-Eşimden boşandığım taktirde çocuklarımı alabilir miyim?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;Çocukların anneye mi babaya mı verileceğine davaya bakan hakim, anne ve babanın kişilikleri, çocukların yaşları ve cinsiyeti, çocukların isteği, anne ve babanın çocukla olan ilişkileri vs. gibi konularda araştırma yapıp, bir sosyal hizmet uzmanının da görüşünü alarak karar verir. Örneğin, 2 yaşındaki bir çocuğun anne şefkatine çok ihtiyaç duyacağı ortadadır.&lt;br /&gt;Eğer eşinizin size ve çocuklarınıza şiddet uyguladığını ispat edebilir iseniz hakimin çocukların velayetini size vermesi büyük olasılıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;16-Eşime boşanma davası açmak istiyorum, çalışıyorum, eşimden kendim için yoksulluk nafakası alabilir miyim?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Çalışıyor iseniz hakim, boşanmadan sonra, evlilik sırasındaki yaşam tarzınıza göre çok yoksullaşacağınızı ve boşanmada eşinize göre daha az kusurlu olduğunuzu görür ise yoksulluk nafakasına hükmedebilir. Pek tabiî ki çalışan eş için dahi yoksulluk nafakasına hükmedilebildiğine göre, çalışmayan kadın için de talebi halinde yoksulluk nafakasına hükmedilecektir. Unutmayın, yoksulluk nafakası alabilmeniz için dava dilekçesinde yada duruşmada hakimden talepte bulunmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;17-Eşimden boşanmak istiyorum, çalışıyorum, çocukların velayeti bana verilir ise babalarından iştirak nafakası alabilir miyim?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Çocuklar için iştirak nafakasına hükmedilmesi için çalışmıyor olmanız gerekmez. Çalışıyor iseniz de eşiniz çocuklarınız için mali durumuna uygun bir nafaka ödemek zorundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;18-Eşim beni dövdü, aşağıladı. Ben de boşanmaya karar verdim. Manevi tazminat isteyebilir miyim?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Evet, eşiniz size uyguladığı fiziki ve psikolojik şiddet nedeni ile boşanmada kusurludur ve sizin kişilik haklarınızı ihlal etmiştir. Bu nedenle manevi tazminat isteyebilirsiniz. Boşanma davası ile birlikte talep etmeniz halinde manevi tazminat talebiniz için harç ödemezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;19-Eşimden boşanacağım ama, artık eşimin sağlık güvencesinden yararlanamayacağım. Alacağım yoksulluk nafakası bu zararlarımı karşılamaya yetmez. Eşimden maddi tazminat isteyebilir miyim?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Boşanmaya sebep olan olaya eşiniz sebebiyet vermiş ise ve siz kusursuz ya da eşinize göre daha az kusurlu iseniz, evet, maddi tazminat isteyebilirsiniz. Boşanma davası dilekçesi ile ya da dava devam ederken istenilen maddi tazminat harca tabi değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;20-Eşimden geçen yıl boşandım Dava sırasında yoksulluk nafakası ve tazminat istemedim. Şimdi isteyebilir miyim?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Boşanma dilekçenizde yada duruşmada açıkça “ yoksulluk nafakası ve tazminat istemiyorum” dediniz ise, bir daha isteyemezsiniz. Bu konuda hiçbir talebiniz olmadı ve istemiyorum demediyseniz, boşanma kararı kesinleştikten itibaren 1 yıl içinde yoksulluk nafakası yada tazminat isteyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;21-Eşimden 2 yıl önce boşandım Yoksulluk nafakası ve çocuklar için iştirak nafakasına hükmedildi ama, artık yetmiyor. Ne yapabilirim?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Sizin veya eşinizin mali durumundaki değişikliklere uygun olarak nafaka miktarının artırılması için nafaka artırım davası açabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-7638379366990618831?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/7638379366990618831/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=7638379366990618831' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/7638379366990618831'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/7638379366990618831'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2008/05/soru-ve-cevaplarla-aile-ii-iddete-kar.html' title='Soru ve Cevaplarla Aile İçi Şiddete Karşı Başvuru Yolları'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-8178641816150502457</id><published>2008-01-22T01:07:00.000-08:00</published><updated>2008-05-27T04:45:45.747-07:00</updated><title type='text'>Sadaka mı, İnsanca Yaşam mı?Devletimizden ne beklemeliyiz?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Günümüzde hayatımıza yön veren değer ne yazık ki para. Hayatta tek amacımız daha fazla para kazanmak, daha iyi ev, araba sahibi olmak.Birçok insan yakınlarına arkadaşlarına bile sahip olduğu mal varlığıyla orantılı değer verir, saygı gösterir oldu. Anne babalar üniversite sınavlarına hazırlanan çocuklarını, hangi meslekte daha az çalışılıp, daha çok kazanılacağını düşünüyorlarsa, o mesleğe yönlendiriyorlar.Sivil toplum örgütlerinde, siyasi partilerde çalışan birçok kişi bu çalışmaların kendisine maddi getirisini hesaplayarak bu çalışmalara katılıyorlar.Daha kısa zaman önce yapılan genel seçimlerde yaşadık bu gerçeği. Halkımız kendisine verilen birkaç koli yiyecek, bir torba kömür için, iş adamları da sözde ekonomik istikrar aldatmacasına güvenip, yeni dönemde daha çok kazanacaklarını hesaplayarak AKP 'yi iktidara taşımadılar mı?Umursadılar mı AKP iktidarının Laik, Demokratik ve Sosyal Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetinin bu niteliklerini benimsemediğini, amaçlarının bu özellikleri ortadan kaldırıp, İran benzeri bir İslam Cumhuriyeti kurmak olduğunu?AKP nin niyetlerini bile bile, AKP yi destekleyen basına ne demeli?Patronlarının iş hayatı bozulmasın diye AKP nin gerçek yüzünü halktan saklayıp, onları Cumhuriyetimizin değerleri ile barışık, merkez sağda liberal bir parti gibi lanse etmediler mi? Gelinen nokta ortada,seçimlerde denize düşen yılana sarılır misali, sağcılar bari AKP yerine MHP ye oy versin dediğimiz parti maşallah AKP den de yiğit çıktı, türbanı üniversitelerde serbest bırakma konusunda.Bu konuda CHP yi de es geçmemek lazım, bugün AKP iktidardaysa hemde böyle bir çoğunlukla, bunu CHP ye borçludur. Seçkinci tavrıyla AKP nin fakir halkı avucunun içine almasına seyirci kalan CHP, sosyal demokrat, laik ve Atatürkçü seçmeninin sabrını da oldukça zorlamış, hatta taşırmıştır. Bir daha ki seçimlerde barajın altında kalması büyük olasılıktır.Etrafımda CHP ye oy vermiş ne kadar insan varsa, hepsi CHP 'ye Deniz Baykal 'a rağmen oy verdiğini söylemektedirler. CHP nin oy almak için elindeki argümanlar 1-Atatürk'ün partisi olmak 2-CHP ye oy vermezseniz rejim tehlikededir.Biz rejimin teminatıyız.Başka?Bu kadar.Seçimlerde zahmet edip İktidar partisinin yarısı kadar miting düzenlemeyen bir muhalefet partisi iktidara gelebilir mi? Zaten de gelmeye niyeti yoktur, onlar muhalefette kalmaktan son derece memnunlar, iktidara gelipte başlarını niye ağrıtsınlar. Anamuhalefet Partisi Genel Başkanı olmak az şey mi?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Laf dönüp dolaşıp buralara geldi. Hani roman yazarları "-romanımın karakterlerini ben yaratırım, ama, onlar benden bağımsız hareket edip, alıp başlarını giderler "derler ya, ben de bazen yazmaya başlıyorum, kendime geldiğimde yazı benim niyetlendiğim konunun dışına çıkmış almış başını gitmiş oluyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Halkımızın devletinden sadaka beklemekten vazgeçmesi, kaçak elektirik kullanarak, gecekondu yaparak, devletinden daha onurlu bir yaşam düzeyi talep etmekten baştan feragat ettiğinin bilincinde olması gerekir. Halkına sadaka dağıtan devlet, halkına insan haklarına daha fazla saygı, daha fazla demokrasi ve daha onurlu yaşam talep etmemesine karşılık sus payı veren devlettir. Eğer vatandaş onuru ile çalışıyor ve vergisini ödüyor, yasalara riayet ediyor ise bunun karşılığını da devletinden elbette bekleyecektir. Bu nedenle halkımızın bu bilince kavuşturulması-ki bunuda bu düzenle ayakta kalan iktidarlar değil sivil toplum kuruluşları yapacaktır-daha demokratik, insan haklarına saygılı güçlü bir Türkiye'nin ön koşuludur.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-8178641816150502457?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/8178641816150502457/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=8178641816150502457' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/8178641816150502457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/8178641816150502457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2008/01/gnmzde-hayatmza-yn-veren-deer-ne-yazk.html' title='Sadaka mı, İnsanca Yaşam mı?Devletimizden ne beklemeliyiz?'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-1544225420643635582</id><published>2007-12-18T01:25:00.000-08:00</published><updated>2007-12-18T02:35:32.443-08:00</updated><title type='text'>Başka Söze Gerek Var mı?</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Soner YALÇIN &lt;a class="yazarmail" href="mailto:sonery@hurriyet.com.tr"&gt;sonery@hurriyet.com.tr&lt;/a&gt; &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İran'a şeriat 'demokrasi' ve 'özgürlük' vaatleriyle geldi&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;AKP'nin Anayasa tasarısı hazırlıkları, Türkiye'nin bir saklı gündeminin doğmasına neden oldu: "Darbe mi? Şeriat mı?" İşte Türkiye'nin gizli gündemi bu soru. Herkes bunu tartışıyor. Ne rastlantı; yıllar önce, İslam devriminden önce benzer soru İran'ın da gündemindeydi. İranlı solcular, demokratlar, liberaller ve milliyetçiler bu soruyu tartışıyordu, darbeye karşı çıkıyorlardı. Gelin İran'ın İslam devrimi öncesi ve sonrası günlerine gidelim. Bir de, "mahalle baskısı" var mıymış görelim.&lt;br /&gt;MERHABA. Benim adım Bahman Nirumand. İranlı bir gazeteci-yazarım.Şah'ın devrilmesinde aktif rol oynayanlardanım.Ve aynı zamanda mollaların, demokrasi ve özgürlük getireceğine inanan milyonlarca solcu, demokrat, liberal ve milliyetçi insandan biriyim.Evet, Humeyni yeryüzünde cenneti vaat etti bize. Demokrasi gelecek, kimse fikirleri ve siyasal görüşleri yüzünden tutuklanmayacak, işkence yapılmayacak, kadınlara eşit haklar verilecek, giyim serbest olacaktı. Şah'ı devirdikten sonra mollaların camiye geri döneceklerinden emindik. Devleti yönetecek durumda olduklarına inanmıyorduk. Yanıldık. Kitaplardan ezberlediğimiz cümleleri, içi boş kavramları birbirimize söyleyip duruyorduk.ÜZERİNDE DURMADIKHer şey 14 Ocak 1979 tarihinde değişti. Şah, İran'ı terk etti. Ardından İran tarihinin en büyük yürüyüşü Tahran'da yapıldı. Sansür, yasak yoktu, istediğimiz gibi bağırıyorduk.Fakat mitingde ilk dikkatimi çeken, kim liberal Musaddık ya da solcu şehitlerin resimlerini taşıyor ise mollalarca dövülüyordu.Pek üzerinde durmadık bu olayın, "Hele bir kurtlarını döksünler, sonra sakinleşirler" diye düşündük.Ertesi gün gazetede, bir hırsızın genç mollalar tarafından yakalanıp, adına "İslam Mahkemesi" denilen bir mahalli heyet tarafından 35 kamçı cezasına çaptırıldığı haberini okuduk.Haberi ciddiye almadık; "Üç beş sapsızın işi" dedik.Bu arada bira-şarap fabrikalarının yakılması, sinemaların tahrip edilip filmlerin sokaklara atılması gibi olayların üzerinde hiç durmadık. "Ufak tefek şeylerin" toplumun demokrasi ve ulusal bağımsızlık yolundaki çabaları etkilemesini istemiyorduk. Biz bunları söylerken, mollalar tarafından, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri; okullarda aynı sınıflarda olamayacakları; birlikte spor yapamayacakları gibi gerici kararlar ardı ardına alınmaya başlandı."Müslüman kadınların yanında orospuların yeri yoktur" denilerek kadınlara örtünme zorunluluğu getirildi. Özellikle üniversitelerde bu yüzden çatışmalar çıktı. Bu çatışmalardan rahatsız olduk; kadın sorununun güncelleşip ön plana geçmesini istemiyorduk! "Asıl mücadele, emperyalizme ve kapitalizme karşı verilmelidir" diyorduk. Kadın sorunu bir yan çelişkiydi, ana çelişki sömürüydü. Kadının giyim sorunu, emperyalizme karşı verilen mücadeleyi baltalamamalıydı! Peçesiz, başörtüsüz sokağa çıkan kadınlar artık açıkça, gözümüzün önünde dövülüyordu. Bazı kadınların yüzüne kezzap atılıyordu.Biz ise hálá büyük laflar ediyorduk; bu tür olayları devrimin kaçınılmaz sancıları olarak görüp umursamıyorduk! "İttifak" "Eylem Birliği" gibi terimlerin peşinden koşup duruyorduk. GEÇİŞ SANCILARI SANDIKHumeyni, "Bütün sorunlarımızın sebebi, cemiyetimizdeki ahlaksızlıklardır. Bunların kökünü kazımalıyız" diyor; genç mollalar terör estiriyordu. Kitabevleri yağmalanıyor; gazete bayileri ateşe veriliyordu. Şiraz'da "İslam Mahkemesi" eşcinsel ve fahişe olduğu gerekçesiyle dört kişiyi idam ediyordu. Benzer olay Tahran'da da gerçekleşiyor, üç fahişe ve üç eşcinsel kurşuna diziliyordu.Sesleri ve görüntüleriyle erkekleri tahrik ettikleri için kadın spikerler televizyondan kovuluyor; uyuşturucu olarak görülen müzik yasaklanıyordu. Alkol içen, kırbaç cezasına çaptırılıyordu. Şimdi düşünüyorum da, insan zamanla her türlü aşağılanmaya alışıyor galiba. Hiçbirini görmüyorduk; basmakalıp analizlerimizin doğru olduğuna o kadar inanıyorduk ki!..Oysa toplum hızla dincileştiriliyordu. Alınan her kararda "Tamam bu sonuncusu" diyorduk. Ama arkası hep geliyordu.Kızların evlenme yaşı 18'den 13'e düşürüldü. Parfüm, ruj, saç boyası, mücevher gibi kadın malzemelerinin yurda girişi yasaklandı. Kadın çamaşırı satan mağazaların vitrinlerine sutyen, kombinezon vs. koymasına bile izin yoktu.Kamu dairelerinde kadın memurlara tesettüre girme emri çıkarıldı.Aslında birçok aydın kadının üye olduğu kadın dernekleri vardı. Onlar kendi küçük çevrelerinde "hamilelik tatilinin uzatılması", "eşit işe eşit ücret" gibi talepleri tartışıyorlardı.Biz aydınlar hep aynı düşüncedeydik: Demokrasi ve özgürlüğe geçiş sancılarıydı bu tür vakalar! Abartmaya gerek yoktu.Hepimiz "ana çelişki" üzerinde duruyorduk; öncelikle dışa bağımlılık ve ekonomik krizden kurtulmalıydık. REFERANDUM OYUNUÜç ay önce Humeyni, Paris'te komünistler de dahil olmak üzere her görüşün rahatça örgütleneceği bir demokrasiden, özgürlükten bahsederken, şimdi tüm solcu, milliyetçi ve liberalleri İslam düşmanı ilan etmişti.Bu sözler üzerine ilk protestomuzu yaptık. Mitingimize bir milyonu aşkın insan geldi.Mollaların en iyi siyasi stratejileriydi; işlerine gelmediği zaman hemen gündemi değiştiriyorlardı. Referandum meselesini gündeme getirdiler. Halka soracaklardı: "İslam Cumhuriyeti'ni istiyor musunuz, istemiyor musunuz?"Kuşkusuz bu bir oyundu; halkın yüzde 65'inin okuryazar olmadığı bir ülkede kim ne anlardı cumhuriyetten?Yapılan propaganda belliydi; dediler ki: "İslam'a evet mi, hayır mı diyorsunuz?"Biz bu oyunu biliyorduk ama şöyle düşünüyorduk: "Önemli olan cumhuriyettir; serbest seçimlerdir; demokratik haklardır; özgürlüklerdir. İslam Cumhuriyeti bunu sağlayacaksa neden karşı çıkalım?"Ancak bazı küçük kesimler bu oyuna gelmemek için referandumu boykot ettiler. Sonuçta, "evet" diyen 20 milyon, "hayır" diyen ise sadece 140 bindi.Mollalar bu referandum sonucunu çok iyi kullandılar. Güya tüm ülke yaptıklarını onaylıyordu. Artık televizyondan sonra basın da ellerine geçmişti. Sanki tüm muhaliflerin sayısı 140 bin kişi gibi gösterdiler. Halbuki 20 milyon içinde bizim oyumuz da vardı. Ama artık bizim sesimizin çıkmasına izin verilmiyordu.HALKI ANLAYAMADIKMollalar güçlendikçe saldırganlaştılar.Örneğin, tirajı bir milyon olan liberal "Ayendegan" Gazetesi'ni kapattırdılar. Sıra sonra "Keyhan" Gazetesi'ne geldi; muhalif yazarların işten çıkarılmasını sağladılar.Tüm bu olanları protesto etmek için mitingler düzenlemeye başladık. Ama iş işten geçmişti artık; insanlar yılmıştı, korkuyordu. Özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık için ayaklanan halkın, bu kadar kısa sürede değişeceğini düşünememiştik.Sanmıştık ki, mollaların gerici yasalarına/kurallarına halk karşı çıkacak. Halbuki tersi oldu; mollalar yasak, sansür getirdikçe arkalarından gidenlerin sayısı arttı.Örtünmek moda oldu!Tüm bunlara "gelip geçici bir fırtına" diye bakmak ne büyük yanılgıydı.Komünistlerden, solculardan, demokratlardan, milliyetçilerden sonra liberal İslamcılar da zamanla mollaların hedefi oldu. Şah döneminden daha çok insan cezaevlerine konuldu; idam edildi.Milyonlarca insan canını kurtarmak için yurtdışına kaçtı.Kaçanlardan biri de bendim.Umarım bizim hatalarımızdan birileri ders çıkarır. (Not: Bu metin, Bahman Nirumand'ın "İran" kitabından derlenmiştir.)Türkiye'nin İran benzerliği çok şaşırtıcı&lt;br /&gt;ÖNCE bir tespit yapalım:Diyorlar ki, "Türkiye, İran'a benzemez!"Yanılıyorlar.Bu nedenle gelin önce kısa bir tarih yolculuğu yapalım:19. yüzyılda İngiltere'nin Osmanlı Devleti gibi İran üzerinde de nüfuzu vardı.İki ülke de tarım ülkesiydi.20. yüzyıl başında, -İran 1906; Osmanlı 1908- askerlerin bastırmasıyla iki ülkede de meşrutiyet ilan edildi. Her iki ülke 1920'lerde yeni liderleriyle yönetildi:İran'da subay Rıza Han (Pehlevi), "ormancılar ayaklanmasını" bastırıp yönetimi devirerek kendini "Şah" ilan etti.Türkiye'nin lideri ise iç ve dış düşmanları yenen Mustafa Kemal Atatürk'tü.Her iki lider de ülkelerinin tarihlerinde görülmedik boyutlarda, modernleşme ve reform politikalarını uygulamaya koydu. Ülkelerini eğitim sisteminden hukuk sistemine kadar laikleştirmeye çalıştılar. Kılıf kıyafet devrimi yaptılar. Bu reformlara her iki ülkede de karşı çıkan pek olmadı; sayıları az olmakla birlikte muhalif olanlar da çok ağır cezalara çaptırıldı.İran 1940'ta, Türkiye 1946 yılında parlamenter demokrasiye geçti.İran'da 1951'de, Türkiye'de 1960'ta "milliyetçi/ulusalcı solcu" askerler darbe yaptı.İran'da başta petrol olmak üzere millileştirmeler yaşanırken, Türkiye de dışa açıldı, yabancı sermayeyi kabul etti.CIA, İran'daki darbeci Musaddık'ı yıktı. Yerine tekrar Şah Rıza Pehlevi'yi getirdi. Şah bütün partileri kapattı, liderlerini hapsetti.Türkiye, 1961'de demokrasiye döndü, seçimler yapıldı.1960'lı yıllar, her iki ülkede de sol, milliyetçi ve İslamcı hareketin ivme kazandığı dönem oldu. Aynı dönemde her iki ülkenin siyasi ve iktisadi olarak dışa bağımlılığı arttı. ABD "abi" rolündeydi. Düşman ise komünizmdi.Her iki ülke de solcularını ezmek, yok etmek için her yola başvurdu. Devlet güçleri, sola karşı diğer güçlerle ittifak yaptı.Sol muhalefetin ezildiği dönemde İslamcı hareketler güçlendi.YEŞİL KUŞAK PROJESİBurada meseleye daha geniş açıdan bakıp, 1970'li yılların son dönemini bir hatırlayalım.Sovyetler Birliği, Afganistan'a girmişti.ABD'nin kontrolündeki Şah, İran'ı terk etmişti. Türkiye'de büyük bir sol dalga vardı.Soğuk Savaş döneminde siz ABD'nin yerinde olsanız ne yaparsınız?İran'da Sovyetler Birliği yanlısı solculara karşı mollaları desteklediler.Türkiye'de 12 Eylül 1980 askeri darbesini yaptırıp, İslamcıları kuvvetlendirerek solu ezdirdiler.ABD, Şah'tan umudunu kesince mollaları destekledi. İran'da mollaları yok etmek isteyen askerlerin elini kolunu bağladı.Şah Rıza Pehlevi, ölmeden birkaç hafta önce, "Amerika ve İngiltere yerine muhalefeti yok etmek isteyen askerleri dinleseydim, ülkeyi terk etmek zorunda kalmazdım" diye açıklama yaptı.ABD, Sovyetler Birliği'ni İslam ülkeleriyle kuşatıp içindeki İslamcı halkları ayaklandırarak yıkacağını hesaplıyordu.Bu nedenle İranlı subaylara hep engel oldu.Örneğin: Şah gittikten sonra, ülkenin başında kalan sosyal demokrat Başbakan Bahtiyar "İslam Cumhuriyeti'ne izin vermeyeceğim" diyordu.Genelkurmay Başkanı Karabagi, Bahtiyar'ı destekliyordu.Bahtiyar, ABD ve İngiltere'ye danıştı. Tabii ki destek alamadı.Mollalar şanslıydı; dünya siyasal konjonktürü onların lehineydi.Sonunda Humeyni, Tahran'a geldi. Yerleştiği "Refah Okulu"nda, liberal-İslamcı Mehdi Bazargan'ı Başbakan ilan ettiğini açıkladı. ABD ve Avrupa bu "ılımlı İslamcı" atamadan mutlu oldu.Ancak mollalar güçlendikçe iktidara yerleşti.Son hedefleri, halkın oylarıyla Cumhurbaşkanı olan liberal Müslüman Beni Sadr idi.Askerler bu kez Beni Sadr'ın imdadına yetiştiler; darbe yapabileceklerini söylediler. Sadr darbe istemedi ve yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.Mollalar iktidara yerleşti. "Ilımlı İslam" istemiyorlardı!DESTEK ESNAFTANİran tarihine bakıldığında, mollaların devlete karşı ayaklandığı görülmemişti. Sadece 1963'te Şah, mali kaynaklarını yok ettiği için ilk protesto eylemini gerçekleştirmişlerdi. Bu nedenle Humeyni, Türkiye'ye sürgüne gönderilmişti.Durum aslında bizim Nakşibendiler'e benziyor, onlar da hep devletin yanında olmuşlardı. Neyse...Türkiye'deki İslami hareketler ile İran'daki mollaları destekleyen güçler arasında benzerlikler var mıydı?Yapısal farklılıklar olsa da taban aynıydı:Mollaların ülke içinde en büyük destekçisi, iç ticaretin üçte ikisini, ihracatın üçte birini elinde tutan ve geleneksel değerlerin savunucusu Bazar esnafıydı. Mollalar ayrıca liberal-burjuva çevrelerinden de destek gördü. Bunun sebebi, özerklik için harekete geçen Azeri, Kürt, Beluciler gibi etnik unsurların başlarının hemen ezilmesi talebiydi.Ve tabii, din adamlarının siyasal örgütlenme gücünün en büyük dayanağı ise, cami komiteleriyle girdikleri yoksul mahallelerdi. Camiler cihat birliklerinin hücre evleriydi. Kısa bir süre öncesinin solcu varoş mahallelerinin yoksulları akın akın mollaların arkasından yürüyordu artık.Şimdi tekrar başa dönüp soralım: Türkiye, İran'a benziyor mu? B(Bu yazı Soner Yalçın 'ın 23.09.2007 tarihli Hürriyette yayımlanan yazısıdır.)&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Soner Yalçın 'ın bu yazısını okurken aklıma bir fıkra geldi. Adamın biri bir kurbağayı haşlayıp yemek istemiş, atmış kurbağayı kaynar suya. Ayakları kaynar suya değer değmez sıçramış çıkmış bizim kurbağa kaynar kazandan. Adam bir daha denemiş, nafile, kurbağacık yine sıçramış çıkmış. Adam çaresiz, düşünürken biri akıl vermiş. Adam atmış kurbağayı soğuk suyun içine,başlamış alttan ısıtmaya. Bizim kurbağanın keyfine diyecek yok.Su ısındıkça bizimki bir rahatlamış bir gevşemiş, yata yata haşlanmış suyun içinde. Erbakan Hocalarının hamlelerinden sonra birileri akıl mı verdi bu iktidardakilere, ne dersiniz? &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-1544225420643635582?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/1544225420643635582/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=1544225420643635582' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/1544225420643635582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/1544225420643635582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/12/baka-sze-gerek-var-m.html' title='Başka Söze Gerek Var mı?'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-7118944949272098409</id><published>2007-12-04T05:20:00.000-08:00</published><updated>2007-12-18T02:36:31.382-08:00</updated><title type='text'>TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEMOKRATİK LAİK SOSYAL BİR HUKUK DEVLETİDİR.</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;"Türkiye Cumhuriyeti,.........................demokratik,laik ve sosyal bir hukuk devletidir. " der,Anayasamızın 2. maddesi.Güzeeeeelll...Peki nasıl demokratik olunur, nedir laik olmak?Öyle Anyasada yazmakla olunuyor mu ki demokratik ve laik?Türkiye demokratik ve laik bir Cumhuriyet ise ben nerede yaşıyorum, izlediğim TV kanalları, okuduğum gazeteler hangi ülkenin?Bu konuşan C.Başkanı ve Başbakan hangi ülkenin liderleri?Gazeteleri ve TVleri referans alırsak, Cumhurbaşkanımız buyurmuş,Türbana izin verecek bir YÖK başkanı atayacağım.Tanrım gözlerime ve kulaklarıma inanmak istemiyorum.Hadi demokrasi izin verdi, hadi laiklikte izin verdi diyelim,hukuk izin vermiyor hukuk!Demokrasi ve laikliği istediğiniz gibi keyfinize göre yorumluyorsunuz da, yargı kararlarını nasıl ters yüz edeceksiniz.Bu konu da Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 'nin kararları varken, o nasıl bir YÖK Başkanı olacak ki, Üniversitelerde türbana izin verecek?NASIL?Anayasaya hüküm mü koyacaksınız?Öyle mi?Var mı hakkınız?Adı üzerinde Anayasa, eski adıyla kanun-i Esasi. Anayasa neden vardır, herkes keyfine göre değiştirsin, delsin geçsin diye mi? Anayasa iktidarın sınırlarını çizer.Ona derki, bu devlet "demokratik, laik ve sosyal bir HUKUK devletidir" Sen iktidarını kullanırken bu sınırlar içinde kullanacaksın, rejimin bu özelliklerini kabul edeceksin, bunlara riayet edeceksin. Bu millet size"Demokratik, laik ve sosyal bir HUKUK devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetmek için yetki verdi, yoksa alın bu ülke sizin, beğenmezseniz rejimini de değiştirirsiniz , istediğiniz gibi yönetin demedi. Sınırlarınız çizili, bu sınırlarınızın dışına çıkamazsınız, sınırlarınızı genişletemezsiniz. Sınırlarına uymayan, sınırları genişletmeye çalışan iktidar, ruhsata aykırı yapılmış bir bina gibi yıkılmaya mahkumdur.Anayasayı değiştirmek sadece sayısal çoğunluğa sahip olmakla olacak bir şey değildir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Demokratik laik ve sosyal hukuk devletinin başbakanı yargı kararlarına karşı yorum yapıyor"Beyler bu sizin bileceğiniz iş değil, ulemaya sorun!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Demokratik Laik ve sosyal hukuk devletinin meclis başkanı"Dindar Cumhurbaşkanı seçeceğiz"diyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinin Cumhurbaşkanı"Türbana izin veren YÖK Başkanı seçeceğim"diyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Cumhurbaşkanının atadığı YÖK Başkanı da"“Onların savlarını biliyorum. Bunlar, üniversitenin dışında konmuş yasaklardır. Mahkemelerle ilgilidir. Bu bakış meselesidir. Öyle bir kural olabilir. Ama siz onu önemli görmeyebilirsiniz, bir sürü insanı rahat ettirirsiniz. Biz öyle bir sonucun çıkacağını ümit ediyoruz” diyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Demokrasi iki ucu keskin bıçak!Dönüp kendini bıçakladı, demokrasi kuralları gereği yapılan bir seçimle demokrasiyi amaç değil araç olarak gören,laikliği ters yüz eden, sosyal devleti vatandaşa sadaka vermek olarak algılayan, yargının yasaları değil ulemanın görüşlerini referans alması gerekliliğine inanan ve rektörlerin yargı kararlarını görmezden gelerek türban sorununu çözebileceğini düşünen bir zihniyet iktidar oldu. Demokrasi aracıyla demokrasiye inanmayan, geçmişte bunu açıkça söyleyen şimdi de her türlü eylem ve söylemleriyle ortayakoyan şahısları iktidara taşıdık. Ağlasak mı gülsek mi?Ne diyeceğiz, demokrasinin kestiği parmak acımaz mı?Acıyor, benim canım çok acıyor.Dünyada hiç bir demokratik ülkede demokrasi karşıtı güçlerin iktidarı ele geçirmesine göz yumulmaz. Demokrasi demokrasiyi ortadan kaldırmaya araç olmaz, olamaaaaaaz!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-7118944949272098409?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/7118944949272098409/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=7118944949272098409' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/7118944949272098409'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/7118944949272098409'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/12/trkiye-cumhuriyeti-demokratik-laik.html' title='TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEMOKRATİK LAİK SOSYAL BİR HUKUK DEVLETİDİR.'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-7601580381554303713</id><published>2007-09-21T00:59:00.000-07:00</published><updated>2008-05-27T04:38:34.608-07:00</updated><title type='text'>TÜRK TARİHİNE İMZA ATAN KADINLAR TÜRKİYE 'DE VE DÜNYADA İLKLER</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kadın Eserleri Kütüphanesi 2004 ajandası&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Avukat:&lt;/strong&gt; Süreyya Ağaoğlu.. &lt;strong&gt;Bakan &lt;/strong&gt;Prof. Dr. Türkan Akyol.. &lt;strong&gt;Başbakan &lt;/strong&gt;Prof. Dr.Tansu Çiller &lt;strong&gt;Belediye Başkanı&lt;/strong&gt;: Müfide İlhan..&lt;strong&gt;Belediye Başkanı&lt;/strong&gt;: Sadiye Ardahan..&lt;strong&gt;Büyükelçi:&lt;/strong&gt; Filiz Dinçmen...&lt;strong&gt;Çöpçü:&lt;/strong&gt; Elif Yazgandır..&lt;strong&gt; Danıştay Başkanı&lt;/strong&gt;: Füruzan İkincioğulları.. &lt;strong&gt;Danıştay üyesi&lt;/strong&gt;: Şükran Esmerer.. &lt;strong&gt;Dışişleri görevlisi&lt;/strong&gt;: Adile Ayla.. &lt;strong&gt;Dişhekim&lt;/strong&gt;i: Ferdane Bozdoğan Erberk.. &lt;strong&gt;Doktor&lt;/strong&gt;: Safiye Ali.. &lt;strong&gt;Dünya güzeli &lt;/strong&gt;Keriman Halis..&lt;strong&gt; Eczacı&lt;/strong&gt;: Rukiye Kanat Arran.. &lt;strong&gt;Emniyet müdürü&lt;/strong&gt;: Feriha Sanerk.. &lt;strong&gt;Fotoğrafçı:&lt;/strong&gt; Semiha Es.. &lt;strong&gt;Gazeteci&lt;/strong&gt;: Selma Rıza.. &lt;strong&gt;Genel müdür: &lt;/strong&gt;Mükerrem Aker.. &lt;strong&gt;Hakim&lt;/strong&gt;: Suat Berk.. &lt;strong&gt;Hazine Genel Müdürü&lt;/strong&gt;: Aysel Gönül Öymen.. &lt;strong&gt;Hemşire&lt;/strong&gt;: Esma Deniz.. &lt;strong&gt;Hesap Uzmanı&lt;/strong&gt;: Müşeref Çallılar - Güzide Amark.. &lt;strong&gt;Heykeltraş:&lt;/strong&gt; Sabiha Bengütaş.. &lt;strong&gt;Jet pilotu&lt;/strong&gt;: Leman Altınçekiç.. &lt;strong&gt;Karakol Amiri&lt;/strong&gt;: Nevlan Kulak-..&lt;strong&gt;Kaymakam:&lt;/strong&gt; Özlem Bozkurt.. &lt;strong&gt;Kimyacı&lt;/strong&gt;: Prof. Dr. Remziye Hisar.. &lt;strong&gt;Makinist:&lt;/strong&gt; Seher Aytaç.. &lt;strong&gt;Milli Eğitim Müdürü&lt;/strong&gt;: Güler Karakülah.. &lt;strong&gt;Milli maç hakemi&lt;/strong&gt;: Lale Orta-.Muhtar: Mühendis &lt;strong&gt;Müzeci:&lt;/strong&gt; Seniha Sami.. &lt;strong&gt;Orman mühendisi&lt;/strong&gt;: Binnaz Zehra Sert.. &lt;strong&gt;Petrol mühendisi&lt;/strong&gt;: Halide Ural Türktan.. &lt;strong&gt;Pilot&lt;/strong&gt;: Sabiha Gökçen.. &lt;strong&gt;Polis memuru&lt;/strong&gt;: Betül Diker-. &lt;strong&gt;Profesör&lt;/strong&gt;: Prof. Dr. Fazıla Şevket Giz..&lt;strong&gt; Radyo spikeri&lt;/strong&gt;:Emel Gazimihal.. &lt;strong&gt;Rektör:&lt;/strong&gt; Prof. Dr. Safet Rıza Alpar.. &lt;strong&gt;Savcı:&lt;/strong&gt; Işıl Tüzünkan Koçhisarlıoğlu..&lt;strong&gt; Savcı:&lt;/strong&gt; N. Meliha Sanu.. &lt;strong&gt;Sayıştay üyesi:&lt;/strong&gt; Fahrünisa Etmen.. &lt;strong&gt;Sendika başkanı: &lt;/strong&gt;Dervişe Koç.. &lt;strong&gt;Subay:&lt;/strong&gt; Ülkü Sema Toksöz.. &lt;strong&gt;TBMM başkanvekili&lt;/strong&gt;: Neriman Neftçi.. &lt;strong&gt;Tv Spikeri&lt;/strong&gt;: Nuran Devres..&lt;strong&gt; Vali&lt;/strong&gt;: Lale Aytaman&lt;strong&gt;.. Veteriner&lt;/strong&gt;: Sabire Aydemir.. &lt;strong&gt;Yargıtay üyesi&lt;/strong&gt;: Melahat Ruacan.. &lt;strong&gt;Yüksek idare mahkemesi Bşk&lt;/strong&gt;: Firdevs Menteşe.. &lt;strong&gt;Yüksek mimar&lt;/strong&gt;: Münevver Gözeler.. &lt;strong&gt;Yüksek mühendis&lt;/strong&gt;: Sabiha Ecebilge.. &lt;strong&gt;Zabıta memuru&lt;/strong&gt;: Afife İpek.. &lt;strong&gt;Ziraat mühendisi&lt;/strong&gt;: Nezahat Süer&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;SORBONNE ÜNİVERSİTESİNDEN MEZUN İLK TÜRK KADINI TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN İLK KADIN KİMYACISI PROF. DR. REMZİYE HİSAR&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Prof. Dr. Remziye Hisar, birçok ilke imzasını atmış bir Türk kadını. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın kimyacısı olmasının yanısıra, Fransa'nın Sorbonne Üniversitesi'nden mezun olan ilk Türk kadını..1992 yılında yitirdiğimiz Remziye Hisar, tipik bir Cumhuriyet kadınıydı. Dünyaca ünlü fizikçi Feza Gürsey ve Milletlerarası Pisikoloji Cemiyeti'nin tek Türk azası psikiyatrist Deha Hanım'ın annesi Remziye Hisar, 1902 yılında Üsküp'te dünyaya gelmişti..Davutpaşa'daki üç yıllık Mekteb-i İptidayiyi bir yılda başarıyla tamamlayıp mezun olmuş ve dokuz yaşında ilk şahadetnamesini almıştı. Daha sonra, İttihat ve Terakki Mektebi ve Emirgan, İnas Rüştiyesi'ne devam eder. Çok sevdiği Türkçe öğretmeninin İstanbul Darülmuallimatı'na transfer olmasıyla, öğrenimini bu okulda sürdürür. 15 Temmuz 1919 tarihinde bu okulun Darülfünun'a hazırlamak üzere oluşturduğu iki sınıflık bölümünden birincilikle mezun olur. Sınıfın iyi öğrencileri arasında yeralan Remziye Hisar, küçük sınıflardaki öğrencilere geometri ve matematik dersleri vermeye başlar. Mezun olmasının ardından Darülfünun'un kimya bölümüne kaydını yaptıran Remziye Hisar, kimya bölümünü yeğlerken Türkiye'yi temsil eden bir ismin bulunmamasının kendisini üzmüş olmasından ötürü seçtiğini yakınlarına anlatır. Kız öğrencilerin erkek öğrencilerden ayrı saatlerde ders aldığı bu dönemde, öğretmeni ve okul arkadaşlarıyla birlikte Bakü'ye gider. Ve birden bire bir savaşın tam ortasında bulur kendisini. Kafkasya'daki savaşlar ve Bakü'de kendilerine gereksinim olmadığını öğrenmek bile onu yıldırmaz ve bir erkek öğretmen okulunda öğrencilere ders verir. Ancak, terslikler ve şanssızlıklar birbirini izler Sovyet Rusya'nın Azerbaycan'ın bağımsızlığına son vermesi ile orada tanışıp evlendiği eşi Doktor Reşit Süreyya Gürsey ile birlikte İstanbul'a döner. İlk çocuğunu dünyaya getirmesinin ardından, Adana'da Darülmuallima'ya müdür olarak tayin olan Remziye Hisar, çocuğunu annesine bırakarak Adana'ya gider. Güç koşullarda çalışmasını sürdürmek zorunda kalan Hisar, eşinin tedavi için Paris'e gitmesinin ardından, bilgisini geliştirmek için Paris'e gider. Adını bilim dinyasında duyurmak amacı ile Sorbonne'da kimya bölümünde öğrenim görmeye başlar. Biyokimya sertifıkası alan Hisar, Paris'te Maarif Vekaleti'nin verdiği bursla öğrenim görür. Doktorasına başlayacağı dönemde bursu kesilen Hisar, Erenköy Lisesi'ne kimya öğretmeni olarak atanır. Öğrenimini yarım bırakmak zorunda kalarak yurda dönen Remziye Hisar, zorlu bir çaba sonucunda doktorasını yapmak üzere 1930 yılında yeniden Paris'e gider. Eşinden boşanan ve Paris'e kızı ve kardeşiyle giden Remziye Hisar, günlerini çalışmaya verir. Doktora tezini tamamlamasının ardından, Türkiye'ye döner. 1933 - 1936 yılları arasında İstanbul Üniversitesi'nde kimya ve fıziko kimya doçenti olarak görev yapar. Daha sonra, Ankara Hıfsısıhha Müessesesi'ne farmakodinami şubesi hayati kimya mütehassısı olarak atanır. 1947 yılında İTÜ Makine ve Kimya doçentliği görevine başlayan Hisar, 1959 yılında profesör olduktan sonra 1973 yılında da, emekliye ayrılır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;KUMARI YASAKLAYAN İLK KADIN MUHTAR ATATÜRK'ÜN ÖDÜLLENDİRDİĞİ KADIN GÜL ESİN AYDIN&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;1933 yılında Türkiye'nin ilk kadın muhtarı seçilen Gül Esin Aydın, Çine İlçesi, Karpuzlu Bucağı'nın muhtarlığını yaptığı dönemde Atatürk tarafından ödüllendirilmiştir.Muhtar olmasının ardından kahvehanelerde kumar oynamayı yasaklayan Gül Esin, kız kaçırma olaylarını önlemiş ve nikah işlerini düzene sokarak da büyük başarı elde etmişti.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;KORE SAVAŞINI GÖRÜNTÜLEYEN KADIN İLK TÜRK KADIN FOTOĞRAFÇISI SEMİHA ES&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;1956 yılında Tifdruk tekniği ile basılan Hayat Dergisi fotoğraf dünyamıza yeni değerler kazandıran bir dergi oldu. Derginin birinci sayısında Hikmet Ferudun Es'in Malatya'dan yolladığı bir yazı dizisi yayınlanmaya başlamıştı. Bu röportajı fotoğraflarıyla zenginleştiren ise; Semiha Es idi..Bu ikili daha sonra, Kongo, Hollywood yıldızları, kadın gözü ile Tahran isimli çalışmalara Hayat Dergisi bünyesinde imza attılar.25 Temmuz'da Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu'nda Kore Savaşı'na katılmak üzere 4 bin 500 kişilik silahlı birliğin Birleşmiş Milletler emrine verilmesi kararlaştırıldı. Hürriyet Gazetesi, savaşın görüntülenmesi için, Semiha Es'i görevlendirdi. 11 Kasım 1950 tarihinde gazetede verilen Kore eki ile Türkler savaşı Semiha Es'in objektifınden izleme olanağına kavuştu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;İLK KADIN DOKTOR KURTULUŞ, BALKAN VE 2. DÜNYA SAVAŞLARININ DOKTORU SAFİYE ALİ&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Osmanlı İmparatorluğu döneminde çeşitli hizmetleriyle tanınmış bir ailenin kızı olan Safiye Ali, 1891 yılında İstanbul'da dünyaya gelmiş, özel eğitiminin yanısıra Amerikan Kız Koleji'nden mezun oldu. Balkan savaşı günlerinde cepheden getirilen pekçok yaralıyı görüp doktor olmaya karar verir. Ancak; onun bu isteğini gerçekleştirmek zor olacaktı. Çünkü; o yıllarda bir kadının tıp öğrenimi görmesi olanaksızdı. Oldukça yetenekli ve başarılı bir kişi olarak dikkatleri çeken Safiye Ali, dönemin Maarif Vekili Şükrü Bey'in desteği ile Almanya'ya tıp eğitimine gönderilir. Bu ülkede kadın ve çocuk hastalıkları üzerine ihtisas yapan Safiye Ali, Kurtuluş Savaşı'nın sona erdiği günlerde yurda döner ve hemen işe başlar. Kısa sürede Cağaloğlu'nda açtığı klinikte tedaviye başlayan Safıye Ali, o dönemin ünlü doktorlarından Besim Ömer Paşa, Akil Muhtar ve Operatör Emin Bey'den büyük destek görerek süt ve bakımevlerinde çalışır. Ayrıca Türkiye'yi yurtdışındaki tıp kongrelerinde temsil eden Safiye Ali, bir zaman sonra sağlık nedeniyle eşiyle birlikte Almanya'ya gider ve mesleğini burada sürdürür.İkinci Dünya Savaşı günlerinde Almanya'da yara alanların ve hastaların bakımını üstlenen Ali, savaşın ardından Türkiye'ye döner. Yakalandığı kanserden kurtulamayan Safıye Ali, 1952 yılında yaşamını yitirir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;İLK AVUKAT SÜREYYA AĞAOĞLU&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yassıada'da hukuk profesörü babasını savundu..Hür Fikirleri Yayma Derneği'nin kurucusu..Çocuk Dostları Derneği'nin kurucusu..Milletlerarası Hukukçular Komisyon'u üyesi..Milletlerarası Barolar Birliği Yönetim Kurulu İdari Heyeti Üyesi.. Yazar.. Kadın hakları savunucusu..Süreyya Ağaoğlu, tarihimize ilk kadın avukat olarak geçmiştir. 1989 yılında 85 yaşında yitirdiğimiz Ağaoğlu, yaşadığı dönemin en cesur entellektüel kadınlarından birisiydi. 58 yıl süreyle avukatlık yapan Süreyya Ağaoğlu, hukuk Profesörü Ahmet Ağaoğlu'nun kızıydı. Lise yıllarında sınıfta cumhuriyet rejiminden söz ettiğinde, arkadaşlarının: gavur olarak çağırdığı Süreyya Ağaoğlu, avukat olmayı kafasına koyar. Hukuk fakültesine kaydını yaptırmak istediğinde ise; engellerle karşılaşır. O yıllarda kız öğrenci olmadığından, üniversitenin rektörü olan Haldun Taner'in babası Selahattin Bey'e başvurur. Dönemin kadınlarının henüz çarşafla dolaştığı bir zamanda başını bile kapatmadan görüşmeye giden Ağaoğlu, Selahattin Bey'e fakülteye girmek istediğini söylediğinde, odanın içinde kahkahalar yankılanır. Ancak; Süreyya Ağaoğlu, bu direnişin ardından kendisi gibi avukat olmak isteyen 3 arkadaşını daha ***ürünce, Size hemen fakülteyi açalım cevabını alır. O yıllarda öğleden önce erkeklere, öğleden sonra ise; kadınlar ders izleyebiliyor ve oldukça da yorucu olduğundan, fakültenin çabası yalnızca bir dönem sürmüş. Başını kapatmamakta direnen Ağaoğlu'na erkekler, Başını açma dediklerinde verdiği yanıt: Ben açıyorum, sen bakma oluyormuş. Hukuk Fakültesi'nden mezun olan Süreyya Ağaoğlu, avukatlığının yanısıra sıkı bir kadın hakları savunucusu olur.1948 yılında Berlin, Milletlerarası Hukukçular Komisyonu Üyesi olan Ağaoğlu, Hür Fikirleri Yayma Derneği, Çocuk Dostları Derneği'nin de kurucusu..1949 yılında Milletlerarası Barolar Birliği Yönetim Kurulu İdari Heyeti'ne seçilen Ağaoğlu, 1960 ihtilalinin ardından Yassıada Davaları'nda babasının avukatlığını üstlenerek hukuk savaşı verir.Süreyya Ağaoğlu, Adli Mülahazat adlı İngilizce bir etüt, Londra'da Gördüklerim ve Bir Hayat Böyle Geçti isimli kitapların yazarı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;İLK KADIN HEYKELTRAŞ SABİHA BENGÜTA&lt;/strong&gt;Ş&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Heykellere şekil veren ilk kadın parmakları Sabiha Bengütaş'a ait. O Türkiye'nin ilk kadın heykeltraşı olarak tanınıyor. Atatürk, İsmet İnönü, Abdülhak Hamid, Ahmet Haşim, Bedia Muvahhit gibi tarihte iz bırakan pekçok kişi onun parmaklarında yoğurduğu çamurla abideleşti.1940 yılında dünyaya gelen Sabiha Bengütaş, babasının Şam'da görevlendirilmesiyle eğitimini Şam'da Fransız Katolik Okulu'nda yapmış. İstanbul'a dönmelerinin ardından Köprülü Fuat Paşa Okulu'na devam edip mezun oldu. Küçük yaşlarda güzel sanatlara ilgi duyduğundan henüz liseyi bitirmeden 16 yaşındayken Sanayi-i Nefise Mektebi in resim bölümüne kaydolmuş. Kendi kendisine antik bir büstü kopya eden Sabiha Bengütaş'ın bu yaptığını gören heykel öğretmeni, kendisinin yaptığına başta inanmadıysa da, daha sonra ikna olunca onu destekleyip okulun heykel bölümüne ilk kız öğrenci olarak alınmasına yardımcı oldu. Yeteneği kısa sürede farkedilen Bengütaş, okulunu birincilikle bitirdi. Roma Güzel Sanatlar Akademisi'nde ihtisas yaptı. İtalya'da büyük deneyimler kazanan Sabiha Bengütaş, Taksim Meydanı'ndaki Atatürk abidesini yapan ünlü İtalyan heykeltraş Canoci'nin asistanlığını yaptı. Abdülhak Hamid'in torunu Emin Bey ile evlenen Sabiha Bengütaş, kocasının diplomat olması nedeniyle birçok yabancı ülkede bulundu, mesleğini bu ülkelerde sürdürdü.Geleneksel Galatasaray sergisine 1925 yılında katılan ilk kadın sanatçılardan biri olan Bengütaş, 1938 yılında Atatürk ve İnönü için açılan heykel yarışmasında birincilik aldı. Atatürk heykeli Çankaya Köşkü'nün bahçesinde, İnönü heykeli ise; Mudanya'da bulunmaktadır. Uzun yıllar çalışmasını sürdüren Bengütaş, 1992 yılında yaşamını yitirdi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;İLK KADIN MUHASEBECİ İLK KADIN BANKA MÜDÜRÜ İLK KADIN EKONOMİ DOKTORU ATATÜRK'ÜN YURTDIŞI EĞİTİMİNE GÖNDERDİĞİ KADIN İCLAL ERSİN&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türkiye'de kadın olarak pekçok ilke imzasını atan İclal Ersin, ilk kadın muhasebeci, ilk kadın banka müdürü ve ekonomi doktorudur.1928 yılında Türkiye İş Bankası'nda muhasebeci olarak göreve başlayan İclal Ersin, İş Bankası'nın kurucusu Celal Bayar tarafından Atatürk'e ilk kadın muhasebeci olarak tanıtılınca, Atatürk'ün ilgisini çekmiş, en büyük arzusunun yurtdışında eğitim almak olduğunu söylemesi üzerine, Türk kadınının gelişmesine ve iş yaşamında yer almasına çok önem veren Atatürk tarafından 1939 yılında Cenevre'ye eğitime gönderilir. Türkiye'de meslek gelirlerinin vergilendirilmesi başlıklı tezini Fransızca olarak hazırlayıp doktorasını tamamlar ve 1941 yılında Türkiye'ye dönüp Türkiye'nin ilk iktisat doktoru ünvanını elde eder. İş Bankası'nın Ankara Merkez Şubesi'nin Teftiş Servis Şefliği, İstanbul-Beyoğlu ve Galata şubelerinde kontrolörlük görevlerinin ardından, 1953 yılında açılan İş Bankası Nişantaşı Şubesi müdürlüğü görevine atanır ve on yıl süreyle bu görevde kalır. Böylece Türkiye'nin ilk kadın banka müdürü ünvanını da elde etmiş olur.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;İLK KADIN SAVAŞ PİLOTU ŞENAY GÜNA&lt;/strong&gt;Y&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türkiye'de uçağa binen ilk kadın Belkıs Şevket Hanım'dır. (1912) Türkiye'nin ilk uçağını kullanan kadın ise; Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçe'dir. Türkiye'nin ilk kadın askeri pilotu yine Sabiha Gökçe'dir. Atatürk'ün Türk kadınının her alanda başarılı olabileceğine inandığını, buna örnek olarak da kendisini yetiştirmek istediğini söylemesi üzerine 1935 yılında havacılığa başlayan Sabiha Gökçen, Sovyetler Birliği'nde Yüksek Planör Okulu'nu bitirdikten sonra, planör öğretmenliği yaptı. Türk havacılık tarihi ilerleyen yıllarda başka kadın pilotları da yetiştirdi. Bunlardan birisi var ki, bir ilke imza attı. Şenay Günay, ilk kadın savaş pilotumuz olarak tarihe geçti.Demokrat Merkez Parti'nin kurucu üyelerinden de olan Şenay Günay, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin ikinci sınıfında okurken, Hava Harp Okulu'na kız öğrenci alınmasına dair çıkan yasadan yararlanarak 1956 yılında bir kız arkadaşı ile birlikte Hava Harp Okulu'na girer. İki yıl eğitim alan Günay,Asteğmen olarak mezun olduktan sonra; İzmir-Gaziemir'deki Uçuş Okulu'na gider. Bu okuldan sonra; Eskişehir Jet Filo Komutanlığı'nda eğitimine devam eden Günay, jet brövesi alarak jet pilotu oldu ve 22 yıl süreyle Türk Hava Kuvvetleri'nde hizmet gördü.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;İLK KADIN SENDİKACI ZEHRA KOSOVA DURMAZ&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;13 GÜN İŞKENCEDE KALAN, 45 GÜN FALAKAYA YATARILDIĞINDAN 6 AY TEDAVİ GÖREN, TÜTÜNCÜLER KRALİÇESİ Zehra Kosova Durmaz, Türkiye'nin ilk kadın sendikacısıdır. 1928 yılında illegal bir tütün işçisi olarak ilk sendikal faaliyete başlayan Durmaz, çalışmalarını 1946 yılında Ferit Kalmak başkanlığında tütüncüler kendi sendikalarını kurana değin yoğun ve illegal biçimde sürdürdü. Sendikacılık yaptığı dönemde 13 gün işkencede kalan Durmaz, 45 gün falakaya yatırılmış ve bu nedenle 6 ay tedavi görmüştür. 1950 yılında sendikanın kapanmasıyla birlikte tutuklanan ve 1951 yılında 16 ay Harbiye Askeri Cezaevi'nde tutuklu kalan Durmaz, hapisten çıkınca sendikal yaşama yeniden dönmüştür.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;İLK KADIN MUHABİR İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİNİN TEK KADIN ÜYESİ SELMA RIZA&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Selma Rıza, ilk kadın gazetecidir. Avusturya’lı bir anne ve Türk bir babanın kızı olan Selma Rıza, Osmanlı döneminin kültür ağırlıklı bir ailenin kızıydı. 1877 yılında ilk Osmanlı Parlamentosu'nda görev almış olan babası Ali Rıza Bey, diplomat olarak görev yaptığı Avusturya'da tanıştığı ve daha sonra müslüman olan Naile Hanım ile evlenir. Yedi çocuğu olan çiftin, en küçük kızları olan Selma Rıza, özel öğretmenlerin denetiminde dersler alır ve 19. yüzyıl sonlarına doğru ailesinden gizli olarak İstanbul'dan kaçar ve Paris'te bulunan Jöntürk liderlerinden ağabeyi Ahmet Rıza'nın yanına gider. Sorbonne Üniversitesi'ne giden Selma Rıza Paris'te yaşadığı 10 yıl boyunca Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye olur. Bu cemiyetin tek kadın üyesi olan Selma Rıza, Fransızca olarak Paris'te yayınlanan Meşveret Gazetesi de ve Türkçe olarak yayınlanan Şura-yı İmmet gazetesinde çalışır. 1908 yılında Meşrutiyet'in ilanının ardından İstanbul'a dönen Selma Rıza, dönüşünden sonra gazetecilik yapmadı ancak, Kızılay'ın kurulması için çalışmalara katıldı. Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti olarak bilinen bu kuruluşun yönetimindeki fikirler ile hemfikir olmayınca 5 yıl boyunca genel sekreterliğini yaptığı bu kuruluştan ayrıldı. 1931 yılında 59 yaşında ölen Selma Rıza'ın kaleme aldığı iki romanı var.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN İLK KADIN BAKANI Prof.Dr. TÜRKAN AKYO&lt;/strong&gt;L&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Cumhuriyet döneminin ilk kadın bakanı, 1971 yılında kurulan partilerüstü Nihat Erim Hükümeti'nde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı olarak görev alan Prof. Dr. TürkanAkyol, Başbakan Nihat Erim tarafından parlamento dışından atanmıştı. Bakanlığının sekizinci ayında hükümet içinde çıkan anlaşmazlıklardan ötürü 11 Bakan ile birlikte görevinden istifa eden Akyol, istifasının ardından Ankara Üniversitesi Rektörlüğü'ne seçildi ve1983 yılında SODEP'in kurucusu olarak siyasete atıldı. Halen serbest doktorluk yaparak yaşam sürdürmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;İLK KADIN BÜYÜKELÇİ FİLİZ DİNÇMEN&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Filiz Dinçmen, 1939 Zonguldak doğumlu. Ankara Kız Lisesi'ni bitirdikten sonra;Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun olan Dinçmen 1961 yılında Dışişleri Bakanlığı, BM Dairesi 3. katibi oldu. 1982 yılında Hollanda Lahey Büyükelçisi olan Dinçmen,1984 yılında Strasbourg'da Avrupa Konseyi Türkiye Daimi Temsilcisi oldu. 1988 yılında ise; bakanlığın ilk kadın müsteşar yardımcısı ve 1991 yılında bakanlık sözcüsü oldu. Filiz Dinçmen'e göre kadın katkısı olmazsa ülke kalkınamaz. Kadınların Türkiye'de tüm haklara ulaşması ve toplumun gelişmesine, kalkınmasına yardımcı olmaları, bu yolda sorumluluk yüklenmeleri bir zorunluluktur.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;İLK KADIN MÜZECİ SENİHA SAM&lt;/strong&gt;İ&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türkiye'nin ilk kadın müzecisi Seniha Sami'dir. Türkiye'de Batılılardan sonra;başlayan müzecilikte Cumhuriyet tarihinin ilk uzmanlık görevini alan kadın müzeci Seniha Sami'nin ailesinden gelen bir birikimi vardı. 1886 yılında dünyaya gelen Seniha Sami, küçük yaşlarda Türkçe'nin yanı sıra İngilizce, Fransızca ve Farsça'yı öğrendi. Atatürk'ün Cumhuriyet'in ilk yıllarında eğitime yön vermek üzere Amerika'dan getirttiği profesörlerin eserlerini tercüme eden Seniha Sami, Topkapı Sarayı Müzesi'nin yönetimine atanarak ilk kadın müzecimiz olmuştur.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;İLK KADIN MİLLETVEKİLİ BENAL ARIMAN&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Seçilme hakkını kullanan ilk kadın olan Benal Arıman, 1935 yılında Atatürk'ün meclisinde bileğinin hakkıyla kazanan ilk kadın milletvekilidir. İzmirli gazeteci Tevfik Nevzat Bey'in kızıdır. Sorbonne Üniversitesi'nde edebiyat eğitimi alan Arıman, daha sonra İzmir'de Halk Partisi'nde görev almış, kadınların partilere girmediği o yıllarda, latin alfabesinin öğrenilmesi ve yaygınlaşabilmesi için çaba harcıyordu. Daha sonra, milletvekili seçilen Arıman, belediye ve parti üyeliğinden sonra, bir kadın olarak konumundan ötürü hiçbir rahatsızlık yaşamamış olduğunu dile getirmektedir. 16 yıl süreyle kadın milletvekili olarak görev yapan Benal Arıman, hamileliği döneminde yıllık izinlerini kullanıp gizlice doğum yapmış ve hamileliği esnasında TBMM'de bulunmamayı uygun görmüştür.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;İLK KADIN HEMŞİRE ESMA DENİZ&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Esma Deniz, 1924 yılında Amerikan Hastanesi Hemşirelik okulunu bitirmesinin ardından, Amerika'da New York Columbia Üniversitesi, Teachres Colege'e giden Deniz, 1929 yılında mezun olduktan sonra, bir yıl Amerika'da kalarak çalışmasının ardından yurda dönerek hemşireliğini sürdürdü. Esma Deniz, 73 yılını hemşireliğe adadı. 95 yaşında hayata gözlerini yuman Deniz, 1943 yılında açılan Türk Hemşire Derneği'nin kurucularından olup bu derneğin 18 yıl süreyle başkanlık görevini üstlendi. Türk hemşirelerini Uluslararası Hemşireler Birliği'nde temsil eden EsmaDeniz, Türkiye'nin Toplum Sağlığı Hemşiresi ünvanına sahipti. Kızılay Özel Hemşirelik Lisesi'nin organizasyonunda görev aldı. Florence Nightingale Hemşirelik Okulu'nun kurulmasına da katkılarda bulunmuştu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Cumhuriyet tarihindeki ilk kadınlar şunlar&lt;/span&gt;:&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;İlk alfabenin yazarı&lt;/strong&gt;: Melahat Uğurkan &lt;strong&gt;İlk avukat&lt;/strong&gt;: Süreyya Ağaoğlu &lt;strong&gt;İlk bakan&lt;/strong&gt;: Prof. Dr. Türkan Akyol &lt;strong&gt;İlk başbakan&lt;/strong&gt;: Prof. Dr. Tansu Çiller&lt;strong&gt; İlk belediye başkanı&lt;/strong&gt;: Müfide İlhan &lt;strong&gt;İlk büyükelçi&lt;/strong&gt;: Filiz Dinçmen &lt;strong&gt;İlk Danıştay Başkanı: &lt;/strong&gt;Füruzan İkincioğulları &lt;strong&gt;İlk Danıştay üyesi&lt;/strong&gt;: Şükran Esmerer &lt;strong&gt;İlk diş hekimi:&lt;/strong&gt; Ferdane Bozdoğan Erberk &lt;strong&gt;ilk doktor&lt;/strong&gt;: Safiye Ali &lt;strong&gt;İlk dünya güzeli&lt;/strong&gt;: Keriman Halis &lt;strong&gt;İlk eczacı&lt;/strong&gt;: Rukiye Kanat Arran &lt;strong&gt;İlk emniyet müdürü&lt;/strong&gt;: Feriha Sanerk &lt;strong&gt;İlk hakim&lt;/strong&gt;: Suat Berk &lt;strong&gt;İlk hazine genel müdürü&lt;/strong&gt;: Aysel Gönül Öymen &lt;strong&gt;İlk hemşire&lt;/strong&gt;: Esma Deniz &lt;strong&gt;İlk hesap uzmanı&lt;/strong&gt;: Müşerref Çallılar ve Güzide Amark &lt;strong&gt;İlk heykeltıraş&lt;/strong&gt;: Sabiha Bengütaş &lt;strong&gt;İlk hukukçu&lt;/strong&gt;: Beraat Zeki Üngör &lt;strong&gt;İlk jet pilotu&lt;/strong&gt;: Leman Altınçekiç &lt;strong&gt;İlk karakol amiri&lt;/strong&gt;: Nevlan Kulak &lt;strong&gt;İlk kaymakam&lt;/strong&gt;: Özlem Bozkurt &lt;strong&gt;İlk kimyacı&lt;/strong&gt;: Remziye Hisar &lt;strong&gt;ilk makinist&lt;/strong&gt;: Seher Aytaç &lt;strong&gt;İlk milli eğitim müdürü:&lt;/strong&gt; Güler Karakülah &lt;strong&gt;İlk milli maç hakemi&lt;/strong&gt;: Lale Orta &lt;strong&gt;İlk muhtar&lt;/strong&gt;: Gül Esin &lt;strong&gt;İlk müzeci&lt;/strong&gt;: Seniha Sami &lt;strong&gt;İlk opera sanatçısı&lt;/strong&gt;: Semiha Berksoy &lt;strong&gt;İlk orman mühendisi&lt;/strong&gt;: Binnaz Zehra Sert &lt;strong&gt;İlk otomobil yarışçısı&lt;/strong&gt;: Samiye Morkaya &lt;strong&gt;İlk petrol mühendisi:&lt;/strong&gt; Halide Ural Türktan &lt;strong&gt;İlk pilot&lt;/strong&gt;: Sabiha Gökçen &lt;strong&gt;ilk polis memuru&lt;/strong&gt;: Betül Diker &lt;strong&gt;İlk profesör&lt;/strong&gt;: Dr. Fazıla Şevket Giz &lt;strong&gt;İlk radyo spikeri&lt;/strong&gt;: Emel Gazimihal &lt;strong&gt;İlk savcı&lt;/strong&gt;: Tüzünkan Koçhisaroğlu&lt;strong&gt; İlk sayıştay üyesi&lt;/strong&gt;: Fehrunisa Etmen &lt;strong&gt;İlk senatör ve elçi&lt;/strong&gt;: Adile Ayda &lt;strong&gt;İlk sendika başkanı:&lt;/strong&gt; Dervişe Koç &lt;strong&gt;ilk subay&lt;/strong&gt;: Ülkü Sema Toksöz &lt;strong&gt;İlk TBMM başvekili&lt;/strong&gt;: Neriman Neftçi &lt;strong&gt;İlk Türkiye güzeli&lt;/strong&gt;: Feriha Tevfik &lt;strong&gt;İlk TV spikeri&lt;/strong&gt;: Nuran Devres&lt;strong&gt; İlk vali&lt;/strong&gt;: Lale Aytaman &lt;strong&gt;İlk veteriner&lt;/strong&gt;: Sabire Aydemir &lt;strong&gt;İlk yargıtay üyesi&lt;/strong&gt;: Melahat Ruacan &lt;strong&gt;İlk yüksek&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;mahkemesi başkanı&lt;/strong&gt;: Firdevs Menteşe &lt;strong&gt;ilk yüksek mimar&lt;/strong&gt;: Münevver Gözeler &lt;strong&gt;İlk yüksek mühendis: &lt;/strong&gt;Sabiha Ecebilge &lt;strong&gt;Cumhuriyet tarihinin ilk güzellik kraliçesi&lt;/strong&gt; 1929 yılında yapıldı ve Feriha Tevfik kraliçe seçildi.&lt;strong&gt; İlk kadın vali&lt;/strong&gt; Lale Aytaman. &lt;strong&gt;İlk kadın bakan&lt;/strong&gt; Türkan Akyol. &lt;strong&gt;Cumhuriyet tarihinde ilk kez sahneye çıkan kadın sanatçı&lt;/strong&gt; Bedia Muvahhit &lt;strong&gt;Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen, aynı zamanda cumhuriyetin ilk kadın pilotu unvanını taşıyor&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.byturk.us/"&gt;http://www.byturk.us/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Bu yazıda yer alan ilklere ben de bir ilk eklemek istiyorum.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Türkan Rado(30.10.1915-3.03.2007)&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türkiyenin ilk kadın Hukuk profesörü ve dünyadaki ilk kadın Roma Hukuku profesörüdür.İstanbul Üniversitesi Roma Hukuku kürsüsünde 46 yıl eğitim vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;a id="post_thanks_button_196309" onclick="post_thanks_give_196309(); return false;" href="http://www.byturk.us/showthread.php?do=post_thanks_add&amp;amp;p=196309"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.byturk.us/newreply.php?do=newreply&amp;amp;p=196309" rel="nofollow"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-7601580381554303713?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/7601580381554303713/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=7601580381554303713' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/7601580381554303713'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/7601580381554303713'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/09/trk-tarihine-imza-atan-kadinlar.html' title='TÜRK TARİHİNE İMZA ATAN KADINLAR TÜRKİYE &apos;DE VE DÜNYADA İLKLER'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-5138949342384071547</id><published>2007-09-13T04:00:00.000-07:00</published><updated>2007-09-20T01:35:09.087-07:00</updated><title type='text'>Bakıcı Bulma Serüvenimiz</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bilmezdim çocuk bakıcısı bulmanın bu kadar zor, adayların kifayetsiz olduğunu...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Efe 1-5 yıl boyunca kreşe gitti sabah işe giderken bıraktım, dönerken aldım onu kreşten. Sorun yok, sıkıntı yok, servise geç kaldık, bu servis nerde kaldı yada çocuk saatlerce dolaşıyor servisle kar soğuk demeden diye dertlenmeden geçirdik bu 1,5 yılı. Sonra...sonra biz kalktık Efe 'yi Charles de Gaulle Lisesi 'nin anaokuluna yazdırdık. Yazdırdık yazdırmasına da bu okulda anasınıfı üç yıl ve ilk yılı yarım gün, saat birbuçuğa kadar.Eeee...kim bakacak Efe'ye bu saatten sonra.Bakıcı bulmak lazım. İyi o zaman bulalım. Efe zaten daha kreşe devam ediyor. Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos...daha dört ay var başlamasına. Ama biz hemen bulalım da, çocuk yazı evde geçirsin, hem de okul başlayıncaya kadar iyice birbirlerine alışmış olurlar. Hem yeni bir okula hem de bakıcısına alışmanın sıkıntısını aynı anda yaşamasın çocuk, dedik.İyi de bakıcı nasıl ve nereden bulunur?Duyuyorum, aracı firmalar var, portföylerinde kayıtlı yüzlerce binlerce bakıcı adayı var, arıyorsunuz firmayı, aradığınız özellikleri söylüyorsunuz onlar size o özelliklere sahip istediğiniz sayıda aday gönderiyor, sizde görüşüyorsunuz onlarla, referanslarını arıyorsunuz, sabıka kaydı, sağlık raporu vs. istiyorsunuz.ı-ıh. Hiç bize göre değil.Başka?Gazete ilanı verilebilir. Olmaz.Gazete ilanıyla bulduğumuz kişiye nasıl güveneceğiz.Sabıka kaydı bulunmaması insanın doğru, dürüst en önemlisi ruhen sağlıklı olduğunu göstermezki. Referanslara sorma olayına gelince, nerden bileceğim referansların ayarlanmış kişiler olmadığını? Eee?En iyisi eşe dosta haber verelim, tanıdıkları, güvendikleri birisini tavsiye etsinler. Tanıdığımız aklımıza gelen herkese haber saldık, biz Efe'ye bakıcı arıyoruz diye. Bu arada, Efe saat 3'e kadar evde olmayacağı için, bayanın aynı zamanda evin ufak tefek işlerini ve Efe'nin yemeğini yapmasını da istiyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Günler geçityor kimseden ses yok, arıyorum soruyorum eşi dostu, filana söyledik kabul etmedi, falana söyledik tam da yeni başlamış bir ailenin yanına, önceden haberimiz olsaydı...,kimi ücreti az bulur, kimi evi uzak, kimi ev işi yapmak istemez, kimini ben beğenmem.Biz istiyoruz ki kırk yaşlarında, çoluğu çocuğu büyümüş, eli yüzü düzgün biri olsun, sigara kullanmasın. Ne çok şey istiyormuşuz meğer.Yok , yok.Kimi görüşmede ağzını açar açmaz ücreti soruyor, kimini genç buluyorum, kimi sigara içiyor, kimi de sigara içtiğini saklıyor.Bu arada Haziran sonunda kızkardeşimin düğünü için Antalya 'ya gideceğiz, ben istiyorum ki, giderken Efe'nin kreşle ilişiğini keseyim, dönüşte çocuk evde kalsın, dinlensin Eylül 'e kadar. Ne gezer.Tam gitmemize 2-3 gün kala bir arkadaşım-ki aynı sitede oturuyoruz-aradı, -Elif bugün parkta bir bakıcıyla tanıştım,bizim sitede bir ailenin yanında çalışıyormuş, ama memnun değilmiş, başka bir aile arıyormuş bizim sitede oturan,dedi.Bayan geldi akşam üzeri.Dış görünüm iyi,derli toplu, konuşma iyi.Baktım Efeyle ilgileniyor, biz görüşürken Efe- çişim geldi, dedi, kadın kalktı ben götüreyim dedi.İyi, güzel, ev işi konusuna sıcak baktı, yaparım tabi dedi, saat üçe kadar boş boş oturacak halim yok ya dedi. Halen bir komşumuzun yanında 3 yıldır, hafta da üç gün çalışıyormuş, ücretini düşük buluyormuş ve komşumuzun aşırı titiz olup, hergün aynı işleri yaptırdığından şikayetçi.Vaktiniz varsa eşim gelir birazdan, onunla da tanışırsınız dedim. Bu arada ücret konusu açıldı, o ne, istediği ücret bizim düşündüğümüzün çok üstünde.Neyse, eşim geldi, biriki dakika sonra gitti bayan. Giderkende -İnşallah arasınız beni, çok sevdim sizleri, çok isterim sizinle çalışmayı dedi. Biz de beğendik sizi ama, istediğiniz ücret çok dedim. Kusura bakmayın ama, zaten şimdiki aileden ücret konusunda memnun değilim, söylediğim ücretin altında çalışmam dedi. O gidince eşimle , ne yapalım iyi birisine benziyor, istediğimiz gibi birini de bulamıyoruz, kabul edelim bari istediği ücreti dedik.Ertesi gün ben adliyedeyken aramış bayan, gelince aradım, ağlamaklı bir ses, -Kusura bakmayın, eşim haftada 5 gün çalışmamı istemiyor, evi ihmal edersin diyor:Haydaaa... Neyse biz gittik 10 günlüğüne Antalya 'ya geldik, Efe kreşe devam.Bu arada arıyoruz, ben zaman zaman, şirketlerimi arasak diyorum, eşim şiddetle karşı çıkıyor.Bekleyelim buluruz diyor. Bir ay daha geçti, temmuz sonu, ben ve Efe tatil ,için yine Antalya 'ya gideceğiz, ben iyice panikteyim. Bu çocuk hem yeni okula, hem bakıcıya aynı anda nasıl alışacak diyorum.Giderken Antalya 'ya kreşe, biz artık ayrılıyoruz, dedim vedalaştık. Dedim ki eşime vallahi senin yada benim annem bakacak gelip, bakıcı buluncaya kadar. Gittik Antalya 'ya annemi ve kayınvalidemi yokluyorum, ikisi de hiç talip değil, gelip Efeye bir süre bakmaya, kimi işini, kimi eşini bahane ediyor. Neyse nazım yine kendi anneme geçti, geldi bizimle dönüşte.Bu arada büromozda çalışan Gülümser Hanımda gözüm, çok becerikli hanımefendi bir bayan, ama, oda yanaşmıyor evde çalışmaya.Derken bir gün Gülümser Hanım kızının bir arkadaşının annesinin aile yanında iş aradığını söyledi, aradım hemen kadıncağı, tatilde. Dönüşte geldi ofise, yanında da eşi.Görür görmez, işte bulduk dedim.Nihayet Efe okula başlamadan iki hafta önce Gönül Teyzesini bulduk, hemen kaynaştılar, çok seviyorlar birbirlerini. Efe okula da başladı geçen hafta, artık servisle saat üçte geliyor eve. Gönül Teyze si de servisten alıyor, yemeğini yediriyor, ben gelinceye kadar oynuyorlar. Şimdi herşey yolunda.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ama çocuğunu bakıcıya bırakmak zorunda kalacaklara tavsiyem, aramaya çok önceden başlasınlar, eğer bizim gibi eş dost vasıtasıyla bulmak isterlerse çok zaman alabiliyor uygun birisinin çıkması. Ama gazete ilanı ve aracı firmalar da seçenek. Bir çok insan bu yollarla buluyor, seçenek daha fazla oluyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dilerim ki,herkesin karşısına iyi kalpli,sağlıklı, deneyimli insanlar çıksın.İnsanın çocuğunu ve evini bir yabancıya emanet etmesi çok zor. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-5138949342384071547?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/5138949342384071547/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=5138949342384071547' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/5138949342384071547'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/5138949342384071547'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/09/bakc-bulma-servenimiz.html' title='Bakıcı Bulma Serüvenimiz'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-8675008612022360886</id><published>2007-07-19T04:25:00.000-07:00</published><updated>2007-08-17T03:44:16.765-07:00</updated><title type='text'>Çocuk Denilen Mucize</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Çocuklar çok çabuk büyürler!Sürekli beraberken onların ne kadar büyüdüklerini pek farketmeyiz genelde. 1-2 ay aradan sonra görüştüğümüz bir arkadaşımız , yakınımız görünce çocuğu-Maşallah ne kadar büyümüş! dediğinde,-Ya!Büyümüş mü teyzesi? bunu çocuğumuza iyi baktığımıza övgü olarak kabul ederiz.Gerçekten de bir kaç ayda bile çok büyür, değişir ve gelişir çocuklar. Özellikle ilk 3 yılda. 9 aylıkken yürüyemeyen çocuk 12 aylıkken artık yürüyor, bıcır bıcır geziyordur evin içinde. 2,5 yaşında altı bezlenen çocuğu bir kaç ay sonra gördüğümüzde -Annneeee!bitti, diye bağırıyordur tuvaletten.2 yaşında 50-100 kelimeyi yarım yamalak söyleyen afacanlar, 3 yaşında susmak nedir bilmezler. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Efe 4 yaşına yaklaşıyor, 3,5 ay sonra 4 yaşını dolduracak. Geriye dönüp baktığımda ne heyecanlar yaşattı bize. Efe 3 aylıkken ağzından salyalar akıtıyordu. Diş mi çıkarıyor yoksa, dedik doktoruna.Yok canım daha erken dedi.Efe 4,5 aylıkken 2 alt dişi ile sırıtıp duruyordu.6 aylıkken emekliyor, 7 aylıkken desteksiz oturuyor, 8 aylıkken tutunup ayağa kalkıyor, 9 aylıkken elimizden tutup yürümek için can atıyor, 10,5 aylıkkende yürüyordu. Ben bu gelişmelerin hepsine saniye saniye tanık oldum.Birgün yüzüstü yatağa bırakıp odadan çıktım döndüğümde sırtüstü yatıyordu. Yanımda arkadaşım Zeliha da vardı, ya Zeliha ben Efe'yi yüzüstü bırakmadım mı dedim,evet, dedi, ama biz yine de acaba yanlış mı hatırlıyoruz dedik, ertesi gün görünce döndüğünü emin olduk.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Genelde çocuklar önce oturur sonra emekler. Efe emekliyor ama emekleme posizyonundan oturma pozisyonuna geçemiyordu henüz. Bir gün Efe' yi yıkadım, oyun parkına bıraktım. Hızlıca bir duş alıp yanına geldiğimde Efe 'yi oturur buldum. Yine bundan yaklaşık bir ay sonra onu yıkadıktan sonra oyun parkına bıraktım, ben duş alıp döndüğümde Efe oyun parkının kenarlarından tutmuş, ayakta bana sırıtıyordu. 3 yıl sonra bile o halinin çok şirin olduğu nu hatırlıyorum. Nasıl şaşırmış , sevinmiştim. Yürümesine gelince, Efe 7 aylıkken kuzenim ısrarla kendi oğlunun kullandığı yürüteci verdi bize ve çok sık kullanmazsınız, ama ara sıra koyunca yürütece çok eğleniyorlar dedi. Ben de günde 10-15 dakika koyuyordum yürütece. Hakikaten çok keyif alıyordu, evin dört bir yanını dolaşıyor, çekmecelerin başına geçip, 15 dakikada evin altını üstüne getiriyordu.Bir ay sonra biz yurt dışına gittik bir kaç aylığına, tabi orda yürütecimiz olmayınca Efe bu keyiften mahrum kaldı. Ama bu seferde her dakika babasının ya da benim elimi tutuyor, başlıyor yalpalaya yalpalaya yürümeye. 10,5 aylıkken elini koltuktan bırakıp, bir-iki adım attı, ben eşime Efe yürüdü dedim, yok canım , sana öyle gelmiştir dedi. 1 hafta sonra Efe evde turluyordu. Bir gün -Efe 2 yaşındaydı-televizyon açık ve ekranda bir alt yazı var. Efe ekrana yaklaştı, eliyle işaret ederek, i, i, i, n, n, n diye harfleri söylemeye başladı. Alt yazı "Atilla İlhanı 'ın Anısına" ydı. Eşimde ben de şok olduk. Biz Efe 'ye 1 yaşından itibaren "dahi bebek" cdlerini izletmeye başlamıştık, ama, o yaşta harfleri öğrenmiş olacağı aklımıza bile gelmezdi.O sıralarda Efe daha doğru düzgün konuşamıyor, biz söylediği kelimelerin listesini yapıyorduk sürekli.2 . yaşgününden sonra sanki Efe ye sihirli bir el değdi, tek tük kelimeler söyleyen çocuk bülbül gibi konuşmaya başladı.Çocuklar anne babalarına gün geçmiyor ki yeni bir şaşkınlık ve mutluluk yaşatmasın. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Efe 2,5 yaşına gelinceye kadar ona kendim baktım ve her anına her gelişimine şahit oldum. Hepsini mutlulukla hatırlıyorum. İnternette anne çocuk sitelerinde çalışan annelerin yazılarını okudukça kendimi çok şanslı hissediyorum. Hepsi çocuklarının ilk adımlarını bile göremediklerinden üzüntüyle bahsediyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-8675008612022360886?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/8675008612022360886/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=8675008612022360886' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/8675008612022360886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/8675008612022360886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/07/ocuk-denilen-mucize.html' title='Çocuk Denilen Mucize'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-5082461129858927682</id><published>2007-07-13T02:57:00.000-07:00</published><updated>2007-07-13T02:58:57.819-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;ANNELERİMİZDEN NELER ÖĞRENDİK !&lt;br /&gt;ANNELERİMİZDEN .......&lt;br /&gt;İYİ YAPILMIŞ BİR İŞİ TAKDİR ETMEYİ: Bana bakın, çıkın birbirinizi dışarda gebertin, evi daha yeni temizledim.&lt;br /&gt;DUALARIN GÜCÜNÜ: Yat kalk dua et ki baban müzik setinin bozulduğunu fark etmedi.&lt;br /&gt;ZAMANA KARŞI YARIŞMAYI: O oyuncaklarını topla yoksa bi tekme attığım gibi hepsini karşı sahilden toplarsın.&lt;br /&gt;MANTIKLI DÜŞÜNMEYİ: Ben öyle diyorsam öyledir.&lt;br /&gt;İLERİ GÖRÜŞLÜ OLMAYI: Çıkmadan önce temiz bi çamaşır giy. Yolda allah korusun başına birşeyi gelir, kirli çamaşırla etrafa rezil olursun.&lt;br /&gt;HAYATIN TRAJİKOMİK YANLARINI: Sen daha orda gülmeye devam et, birazdan ben seni tam güldürücem.&lt;br /&gt;HAYATIN ÇELİŞKİLERLE DOLU OLDUĞUNU: Kapa çeneni ve çorbanı iç.&lt;br /&gt;DAYANIKLI OLMAYI: O ıspanak bitene kadar sofradan kalkmak yok.&lt;br /&gt;HAVA RAPORU TAHMİNİ YAPMAYI: Şu dağınıklığa bak. Yabancı biri görse odanın ortasından kasırga geçmiş sanır.&lt;br /&gt;ABARTMAYI: Sana 500 bin defa söyledim kirli ayakkabılarınla içeri yürüme diye.&lt;br /&gt;DAVRANIŞ PSİKOLOJİSİNİ: Babana çekiceğine biraz bana çekseydin noolurdu.&lt;br /&gt;OLAĞANÜSTÜ DURUMLARA HAZIRLIKLI OLMAYI: Dinleme bakalım anne sözü dinleme. Kafana meteor düşücek kenara çekil' diye bağırsam,onu bile dinlemezsin di mi.&lt;br /&gt;KISKANMAYI: Dünyada senin annen baban gibi mükemmel bi aileye sahip olmayan, kaç çocuk var biliyormusun.&lt;br /&gt;SABIRLI OLMAYI:Baban eve gelsin, sen görürsün.&lt;br /&gt;HAKKIMIZI ALACAĞIMIZI: Eve vardığımızda ben bilirim sana yapacağımı.&lt;br /&gt;DİYALOG KURMAYI: Sana bir şey sorduğumda cevap ver.NE SÖYLEYEYİM ANNE? Sus ! bana cevap verme.&lt;br /&gt;TIP BİLGİLERİNİ: Gözlerini şaşı yaparken bir gün öyle kalıvereceksin, göreceksin gününü.&lt;br /&gt;OLGUN OLMAYI: Bu tabağın hepsini bitirmezsen asla büyüyemezsin.&lt;br /&gt;GENETİK BİLGİLERİ: Sen de o lanet olası babana çektin.&lt;br /&gt;BİLGELİĞİ: Benim yaşıma gel de anlarsın o zaman.&lt;br /&gt;VE ... ADALETİ: Bir gün senin de çocukların olacak, inşallah onlar da sana senin şimdi bana yaptıklarını yaparlar.&lt;br /&gt;ANNELERİMİZDEN ÖĞRENDİK !!! &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.cocuksagligi.com/"&gt;www.cocuksagligi.com&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-5082461129858927682?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/5082461129858927682/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=5082461129858927682' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/5082461129858927682'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/5082461129858927682'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/07/annelerimizden-neler-rendik.html' title=''/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-3281943536285484636</id><published>2007-06-14T04:33:00.000-07:00</published><updated>2007-09-20T06:27:36.113-07:00</updated><title type='text'>TEK ÇOCUK OLMAAAAZZZZ.....MI?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Neden?Çünkü, tek çocuk problemli olur, bencil olur, paylaşmayı bilmez.Hadi geç bunları, Allah gecinden versin, sizden sonra yapayalnız mı kalsın çocuk?Tam zamanı yapın bir tane daha!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Off ya! Abarttın yani anneee!diyor, Efe zaman zaman bana ya, abarttınız yani sizde.Niye bilmesin tek çocuk paylaşmayı,niye bencil olsun? Günümüzde çocuklar 2-3 yaşından itibaren okul öncesi eğitim kurumlarına devam ediyor, yaşıtları ile oynamayı paylaşmayı öğreniyor bal gibi.İlerde anne babası öldükten sonra yapayalnız mı kalacak?Niye ki?Sosyal yönü gelişmiş, özel hayatında ve arkadaşları ile ilişkilerinde başarılı bir insan kardeşi olmasa bile yalnız kalmayacaktır hayatta. Hem anne babanın ilgisi, çocuğuna sağlayacağı olanaklar ikiye, üçe bölünüyor her çocukla, diye düşünüyorum. Ama...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ben 5 çocuklu bir ailenin çocuğuyum.Şimde hepimiz evli barklı çoluk çocuğa karışmış insanlarız.Geriye dönüp baktığımda, büyürken ne anne babamın ilgisinin, ne sunulan maddi imkanların bölünmesinden şikayetçiydim.Çok kardeş olmak avantaj gibiydi, biz sıkılma nedir bilmedik mesela.Evde anneme yardım edecek, küçük kardeşlerle ilgilenecek ablalarım vardı.Onların küçük gelen kıyafetlerini giymek, okul kitaplarını kullanmak hiç garip gelmezdi bana.Özellikle okulların açıldığı günler geliyor aklıma, aynı anda en az dördümüz okula gittiğimiz için, yeni alınan defterler, kitaplar, kırtasiye malzemeleri salonun ortasına yığılır, başlardık seçtiğimiz süslü püslü defter- kitap kaplarıyla kaplamaya.Saatler alırdı hepimizin defter-kitaplarının kaplanması. Kimimiz, kağıdı keser, kimi bandı, kimi defteri tutar kimi yapıştırır, imece usulü hepimizin ki kaplanırdı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Akşam yemekleri mutlaka birarada yenilirdi.Vay ben tokum, yok ben bu yemeği sevmiyorum...sıkıysa otuma sofraya. Herkes oturacak, herkes pişen yemeği yiyecek.Kural bu.Zeynocum-ki kendisi en büyüğümüzdür- hafta da birgün balık kızartırdı-ki genel de istavrit.Zavallıcık 2 kilo balığı temizler kızartır, yanına da bol havuç salatası,üzerini de zeytinle süslerdi.Evde ki işlerin çoğunu yapmak ona düşerdi, hem en büyük olduğu hem de okuldan erken ayrıldığı için.Evde bizden başka bir iki de kuzenim olurdu. Sivas'ta yaşayan amcamın çocukları İstanbul da çalıştıkları için bizde kalırlardı.Evde bulaşık makinesi de yok... Öyle olunca onca kişinin bulaşığını yıkamak, sırayla iki ablamın göreviydi.Bir gün biri ertesi gün diğeri yıkayacak bulaşıkları yıkayacak olmasına da...Sakine ablam genelde nöbetten kaytarırdı, geç saate kadar tamam yıkayacağım, yıkarım diye diye oyalanır, sonra da geç oldu, sabah kalkamayacağım diye yatardı. Onun yerine annem yıkardı bulaşıkları ama, Zeynocum kıyametleri koparırdı. Onlar evlendikten sonra nöbetler Evren'le bana geçtiğinde kaytaran hep Evren oldu.Bizim çocukluğumuzda iki kavga sebebimiz vardı.Yaşanan kavgaların biri bu bulaşık yıkama sırasından çıkardı, diğeride kıyafet yüzünden .Sakine ablam Zeyno nunkileri Evren de benim kıyafetlerimi giydiğinden bu iki grup arasında kavga eksik olmazdı-ki özellikle benimle Evren arasındakiler zaman zaman saç saça başa başa denilen cinsten olurdu.Gerçi bu kavgalarımız öyle pek te çocukluk zamanımıza denk düşmez. Ben avukat Evren muhasebeci olmuşken de çok yaptık bu kavgalardan. Sabah kalkıp hazırlanırdım, evden çıkmak üzereyim, o da ne?Kıyafetimin altına giymeyi düşündüğüm ayakkabımın yerinde yeller esiyor. Yada pantolonumun üzerine en uygun gömleğim yok!Hemen telefona sarılıp Evren 'i arardım, ben telefonun bu ucunda tehdit ve hakaretler savururken, o -tamam abla, anladım abla, hı hı, görüşürüz, hadi hoşçakal deyip, kapatıverirdi telefonu. Bu durum hafta da en az iki kere yaşanırdı. Evren 'in benim düğünümde anı defterine yazdığı yazı aynen şöyle:-Ablacım kıyafetlerini kurtardığını sanıyorsan yanılıyorsun...Gerçekten de evlendikten sonra ben altı ayın içinde 4-5 kilo alınca hiçbir kıyafetimin içine sığmaz oldum ve ben ne yaptım?Bütün kıyafetlerimi bir valize doldurup Evren 'e gönderdim. O da telefon açıp bana, Kızım madem bunları bana verecektin, zamanında bıraksaydında rahat rahat giyeydim ya! dedi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bayramlarda önce iki ablam ,ben ve kızkardeşim önden gidip yakınlarda oturan aile büyüklerinin elini öperdik, biz geldikten sonra da annemle babam en küçüğümüz erkek kardeşimi de alarak yanlarına, aile büyükleriyle bayramlaşmaya giderlerdi.Annem bayram için kıyafet alırken kızkardeşim Evren le benimkini aynı, ablamlarınkini de aynı alırdı.Evrenle benim, Zeynep ablamlada Sakine ablamın yaşları yakın olduğundan iki çift ikiz kardeş gibi olurduk.Babamın erkek çocuk takıntısı yüzünden en küçüğümüz Erol dünyaya gelinceye kadar peş peşe dört kız sahibi olmuş olan annemle babam, Erol'a pozitif ayrımcılık uygulamadılar hiç.Ama dört ablası olan Erol' un keyfi de pek yerindeydi doğrusu. Gerçi Evrenle aralarında çok az yaş farkı olduğundan Evren in ablalık şefkatinden(!) pek yararlanamadı Erol ama....&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şimdi 5 kardeş ancak senede bir kere bir araya gelebiliyoruz. Üçü Antalya 'da, bir ablam İstanbul da, ben Ankara'da. Ben Antalya ya gittiğimde Zeyno olmuyor, o gittiğinde ben olmuyorum. Bu yaz Evren 'in düğünü münasebeti ile iki yıldır ilk kez 5 kardeş bir aradaydık.Çok keyifli oluyor bir araya gelmek, çoluk çocuk cümbür cemaat. Kimbilir bir daha ne zaman?Benim nikahımdan sonra fotoğraf çekimlerinde fotoğrafçı-Damat Beyin kardeşleri gelsin deyince, görümcem Sibel geldi yanımıza fotoğraf çektirmeye. Ardından fotoğrafçı-şimdi de Gelin Hanımın kardeşleri buyursun dediğinde nerdeyse salonun yarısı boşaldı:)) Kardeşler, damatlar, yeğenler...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İşte bunları düşününce, neden Efe de bunları yaşamasın diyorum?Yok yanlış anlamayın, öyle beş çocuk falan değil, ama en azından bir kardeşi olsa fena olmaz diye düşünüyorum. İnsanın ne kadar yakın olurasa olsun arkadaşları, kardeşin yerini tutar mı? diyorum kendi kendime. Mesela benim oğlum Efe 'yi hangi arkadaşım, teyzeleri ya da dayısı yada halası kadar sever ki...vardır böyle arkadaşlıklar mutlaka ama...İnsanın başına bir şey geldiğinde koşacak insanlar olduğunu bilmesi, anne babası hasta olduğunda kendisi gidemese gidecek başka bir kardeşinin olması,evlenirken bebeğini dünyaya getiriken mutluluğunu paylaşacak kardeşlerinin olması,ameliyattan çıktığında kendine geldiğinde üzerine eğilmiş bir sürü baş görmesi...insana güven veriyor kardeşlerinin olması.Yeğeni olanlar bilir, farklıdır yeğen sevgisi, arkadaşınızın çocuğunu sevmekten.Ne kadar sevsenizde arkadaşınızı, en mutlu anın da da sıkıntısında da siz aileden olmadığınızdan aranıza başka insanlar, kuzenler, akrabalar giriverir.Biliyorum birbirinden nefret eden, bir birinin kuyusunu kazan kardeşlerde var, arkadaşı için canını veren insanlarda.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tek çocuk olmanın avantajları da çok,anne babanızın kıymetlisi olursunuz, tüm imkanlar sizin için seferber edilir,siz ane baba olduğunuz da dahi onlara her ihiyaç duyduğunuzda anne babanız koşar yanınıza, çünkü başka kardeş, torun yoktur onları paylaşacağınız. Araştırmalara göre tek çocuk olanların okul ve iş hayatında başarılı olma oranları daha yüksek-ki sebebi anne babanın çok ilgilenmesi ve sunulan olanaklardır-.Öyle denildiği gibi tek çocuğun paylaşmayı bilmeyen, bencil olacağını da düşünmüyorum.Bencillik, kaprisli olmak gibi sorunların tek kardeş olmaktan değil anne babanın yanlış tutumlarından kaynaklandığını düşünüyorum. Ben kendine güveni olmayan, hayatı ana babasına zindan eden, sorunlu, bencil insanlar tanıdım, bunların ne yazık ki tamamına yakını başka kardeşleri de olan, ama kendisiyle barışık olmayan insanlardı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Çok kardeş olmak da, anlattım , zaman zaman çok keyifli ama hem anne-baba hem çocuklar için zor bir durum, hele ailenin imkanları kısıtlıysa...çocuklara marka kıyafetler giydirememek değil sorun olan.Bence bu durumdaki en önemli sorun, çocukların eğitimine yeteri kadar kaynak ayıramamak...ve onlara ihtiyaçları olan her anda el uzatamamak.İnsan bakabileceği kadar çocuk yapmalı yapmasına da, bakmaktan sadece maddi olanakları anlamamalı insanlar.Bir anne aynı anda kaç çocuğa ilgi ve şevkat gösterebilir.Yeni doğanla ilgilenirken büyük çocuğun ihmal edilmemesi mümkün mü?Kardeşini kucağına alan annesine sokulan büyük çocuğun-ki oda belki 4-5 yaşlarında-bu hareketini kardeşini kıskanmak olarak nitelemek doğru mu?Ben bir anne- babanın maddi imkanları nasıl olursa olsun, en fazla iki çocukla sağlıklı olarak ilgilenebileceğini düşünüyorum.Tek çocuk olmaaaaaaz mı?Olur.Ama galiba iki çocuk daha iyi olur:))&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-3281943536285484636?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/3281943536285484636/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=3281943536285484636' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/3281943536285484636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/3281943536285484636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/06/tek-ocuk-olmaaaazzzz.html' title='TEK ÇOCUK OLMAAAAZZZZ.....MI?'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-9062352182377175321</id><published>2007-05-29T02:56:00.000-07:00</published><updated>2007-05-29T04:18:34.029-07:00</updated><title type='text'>BATAKLIĞI KURUTMAK LAZIM</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;        Seçim arifesinde olduğumuz şu günlerde heyecanla seçim sonuçlarının tahmini ve tahlili ile meşgul beyinlerimiz.Hangi partiler barajı geçecek, hangi parti ya da partiler iktidar olacak, partilerin adayları kimler, programları nasıl...  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;       Ülkede sorunlar diz boyu...İşsizlik, fakirlik, dış borç iç borç, AB süreci, vs. vs. Bu sorunların kaynağı ne?Hızlı nüfus artışı ve nüfusun çoğunluğunun eğitimsiz  oluşu.Bu olgu ülkeyi tam bir kısır döngüye sürüklemekte. Hızla artan , genç bir nüfusa eğitim olanakları sağlamak, eğitimli nüfusa da istihdam yaratmak ülkenin büyük bir sorunu. Eğitimli nüfus iş hayatına giremediği müddetçe ülkenin vergi kaynakları artmamakta, dolayısı ile yine nüfusa eğitim ve iş olanakları yaratma sorunu ile karşılaşılmakta.Eğitimsiz, niteliksiz kitle ise zaten hazineye büyük bir yük getirmekte. Gün geçmiyor ki gazetelerde veya televizyonlarda, işsiz, hasta, evsiz barksız ama en az 6-7 çocuklu bir anne yada babanın-Devlet bize yardım etsin, bize sahip çıksın! feryadını duymayalım ya da okumayalım. Şöyle etrafınızdaki eğitimli, iş güç sahibi çiftlere bir göz atın. En fazla 2 çocukları olan,doğumlarını dahi devlet yada SSK. hastanelerinde değil özel hastanelerde yapan, çocuklarını özel doktor veya hastanelere götüren, aşılarını bile sağlık ocaklarında ücretsiz değil,özel hastanelerde yaptıran, çocuklarını özel okullara gönderen, çalışıp üreten ve devlete vergisini ödeyen bu kitle , fakir olmaktan , devletin kendisine sahip çıkmadığından yakınan 7 -8 çocuklu bir aile ile kıyaslandığında devlet kaynaklarından  daha az pay almaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;     Ülkenin hemen hemen tüm sorunlarının kaynağı hızlı ve niteliksiz nüfus artışıdır.İktidara kim gelirse gelsin ilk el atacağı konu bu olmalı, bu konuda uzun vadeli planlar yapılmalı,halk bu konuda biliçlendirilmeli, çok çocuğu olanlara destek değil ek vergiler vs. yolu ile çok çocuk sahibi olmaktan caydırma yoluna gidilmeli, bu konuda ciddi bir politika takip edilmelidir. Sorgulamayan, düşünmeyen, araştırmayan, hesap sormayan, karnını doyurmanın ısınmanın derdine düşmüş, 1 kilo pirince 1 ton kömüre tav olan kitleler belki de iktidarların işine geliyordur. Ne dersiniz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;      Ülkedeki asayiş sorunununda sebebi yine fazla nüfustur. Çocuklarının isimlerini ve sayılarını dahi bilmeyen anne babaların ülkedeki kapkaççı, tinerci terörünün müsebbibi oldukları ortada. Ülkede derhal bir seferberlik başlatılmalı. Bu sefeberliğin amacı sadece insanlara doğum kontrolü yöntemlerini anlatmak olmamalı, çok cocuk sahibi olmanın sakıncaları ve sonuçları konusunda bilinçlendirilmeli halk.İstatistikler gösteriyor ki, eğitimli insanların sahip oldukları çocuk sayısı hızla düşmekte, eğitimsiz,işsiz, niteliksiz kitlenin çocuk sayısında ise ne yazık ki bir düşüş gözlenmemektedir. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;      Genç ve büyük bir nüfusa sahip olmak günümüz dünyasında, eğer bu nüfus eğitimli, donanımlı değilse bir avantaj değil, dezavantajdır. Ülkemizde insanlar sadece üniversite eğitimine özendirilerek, gençler üniversite öğrenciliğine uzayan yollarda senelerce süründürülmekte, ezilmekte, psikolojileri bozulmakta, aileleri de tabiri caizse kaz gibi yolunmaktadır. Netice de ÖSS köprüsünü geçebilip, üniversite öğrencisi olanların büyük çoğunluğu, üniversitenin kapısından girer girmez hayalkırıklığına uğramakta, lise eğitiminden farksız, ezberciliğe dayanan bir eğitim, ilkokul binalarında farksız fakülte binaları,işe başvurularda verdiği diplomlar bile 2. sınıf sayılan üniversitelerle karşılaşmaktalar.ÖSS yi kazanamayanlar da aynı süreci bir daha bir daha yaşamakta, bu arada bir meslek kursuna ya da yüksek okula gidip meslek ve iş sahibi olma imkanını da kaçmakta yada gecikmektedir.Gençler yeteneklerini ve seçeneklerini iyi tahlil etmeli, olanakları ve eğitimi iyi olmayan bir üniversitede örneğin inşaat mühendisliği okuyup, sonunda işsiz kalmaktansa 2 yıllık yüksekokullarda inşaat teknikerliği okuyup bir an önce meslek ve iş sahibi olma yoluna gitmelidirler.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;         Konu konuyu açtı, nerelere geldim.Ülkenin sıkıntılarından,sorunlarından kurtulmasının tek yolu, hızlı nüfus artışını durudurmak ve eğitim için bir seferberlik başlatmaktır. Kayığa dolan suyu kovalarla boşaltmak çözüm değildir.Suyun girdiği deliği kapatmak lazım.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;      Elbetteki Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir.Vatandaşına eğitim, sağlık olanakları sunmak sosyal hukuk devletinin görevleridir. Ama, sosyal hukuk devletinin görevini yapabilmesi için, gelirinin bu hizmetleri karşılamaya yetmesi gerekir. Örneğin, SSK.lı bir işçiyi ele alalım, çalışmakta,SSK. primlerini ödemekte, vergisini vermekte, ekonomiye katkı sağlamaktadır. Ancak bu işçinin bakmakla yükümlü olduğu 5 çocuğu, eşi ve anne -babası olduğunu düşünelim. Bu 5 çocuk devlet okullarında ücretsiz okuyacak, işçinin kendisi dışında 8 aile ferdi daha sağlık hizmeti alacaktır.Hangi sosyal devlet bu yükün altından kalkabilir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;     Özetle, hızlı ve niteliksiz nüfus artışı, devlete ve topluma hem ekonomik hem de sosyal bir yük getirmektedir.Bu yük azaltılmadan, ülkenin sorunlarını çözebilmesi mümkün değildir. Sırtında 30 kilo yük taşıyan bir insanın hızlı koşabilmesini bekleyemeyiz:)değil mi? &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-9062352182377175321?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/9062352182377175321/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=9062352182377175321' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/9062352182377175321'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/9062352182377175321'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/05/bataklii-kurutmak-lazim.html' title='BATAKLIĞI KURUTMAK LAZIM'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-3709251343296418788</id><published>2007-05-14T04:11:00.000-07:00</published><updated>2007-05-16T01:23:52.067-07:00</updated><title type='text'>BİZE HERGÜN ANNELER GÜNÜ...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bir anneler gününü daha geride bıraktık.Son 3 yıldır bugün benim için iki kat daha anlamlı olmalıydı belki ama , aksine anlamını yitirdi sanki anne olduktan sonra. Dün şöyle bir yokladım kendimi, anneler günü olmasından dolayı hiçbir beklenti içine girmemişim, hiçbir heyecanım yok. Zaten annemi sık sık ararım, yine aradım, fazladan anneler gününü kutladım. Kayınvalidemi ve ablalarımı da arayıp, anneler günlerini kutladım. Oğlum henüz bugüne önem veremeyecek kadar küçük olduğundan mı bilmiyorum, hiçbir heyecan yaşamadım, bir farklılık hissetmedim. Ama tabiki, bu günün nimetlerinden yararlanmadım değil, bu pazar evde yemek yapmadım, sabah kahvaltımızı bile dışarda yaptık:))&lt;br /&gt;Çocuk doğumundan, hayır doğumundan değil , annesinin karnında kımıldadığı ilk andan itibaren anneyi öyle bir duygu bombardımanına tutuyor ki...Mutluluk, heyecan, merak, endişe...Sabaha kadar uykusuz kalmak hiçbir anneye zor gelmez, ama, 1 aylık bebeğini uyurken seyreden bir annenin bebeğinin nefes almadığını sandığı bir tek saniyede hissettiği, korku, endişe, dehşet-hiçbiri uygun kelime değil bu hissi anlatmak için. Hiç yaşamadığım bu anı hayal etmek bile korkunç. Allah hiçbir anneye yaşatmasın-... Neden çok değerli annelerimiz, geceleri uykusuz kaldığı, yemeyip yedirdiği, giymeyip giydirdiği için mi?Çocuğa iyi bakmak, sağlıklı beslemek, uykusuna, temizliğine özen göstermek elbetteki çok önemli, ama en önemlisi gösterilen sevgidir. Belki, hangi anne çocuğunu sevmezki diyebilirsiniz, elbette, her anne çocuğunu sever, ama ,önemli olan bunu çocuğa göstermek, hissettirmektir. Çocuklar öpülüp, okşanmak, koklanmak ister, annesine sarılmak,onun göğsünde uyumak ister. Çocuğuma maddi olarak iyi imkanlar sağlayamıyorum diye üzülmesin hiçbir anne.Bir çocuğa sevgiyle, güzel sözler eşliğinde yedirilmemiş bir yemeğin besin değeri sanıldığı kadar yüksek değildir. Yurtlarda yetişen çocukların ne kadar iyi şartlarda bakılırsa bakılsın, anne şefkati ile büyüyen çocuklar kadar fiziki gelişim gösteremediklerini okumuştum bir araştırmada.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yetişkin insanların duydukları özgüven, bence çocukluklarında anne babalarının onlara duyduğu, gösterdiği sevgi ve güven ile doğru orantılıdır.Çocuğunuza yapacağınız en büyük iyilik onu sevgiyle büyütmektir, doğrusu, sevginizi göstermektir.Çocuğunuza ne kadar kızgın olursanız olun, ne yapmış olursa olsun, hareketine kızdığınızı, onaylamadığınızı söyleyin, ama, ona asla, seni artık sevmiyorum, demeyin.Ne kadar kızarsanız kızın, size yanaşan, kucağınıza gelmek isteyen yavrunuzu itmeyin.Çocuklarımızın sağlıklı, mutlu olduğunu bildiğimiz her gün bize anneler günü... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Not:Bir anne olarak söylüyorum, öyle laf olsun, adet yerini bulsun diye, evin eksik gedik ne kadar mutfak aleti, eşyası varsa kadıncağızlara hediye diye alıp yutturmaya kalkmayın her anneler gününde.Ütü ve mutfak robotundan başka hediye yok mu annenize alabileceğiniz allahaşkınıza... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-3709251343296418788?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/3709251343296418788/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=3709251343296418788' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/3709251343296418788'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/3709251343296418788'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/05/bize-hergn-anneler-gn.html' title='BİZE HERGÜN ANNELER GÜNÜ...'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-604877011288646267</id><published>2007-05-11T03:38:00.000-07:00</published><updated>2007-05-11T04:21:36.178-07:00</updated><title type='text'>YAZ GELDİ:))</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Nihayet!Bu sene pek ılık bir kış geçirsek de, yaz ayını yine de iple çekiyor insan. Günler uzadı, sıcak, aydınlık. Böyle havalar insan psikolojisine çok iyi geliyor. Kendini mutsuz, depresif hisseden insanlara açık havada yapacakları bir yürüyüş çok iyi gelecektir.Lafı uzatmayayım, belki çoğu insan, kışlıkları kaldırıp, yazlık kıyafetleri çıkarma işini çoktan yapmıştır. Ben henüz yapmadım, yani, tam olarak yapmadım. Şimdi bizim hem yazlık hem kışlıklar ortada. Hepsi birbirine karışmış vaziyette.Bu hafta sonu bu konuya el atmayı düşünüyorum, ama, nereden başlayacağım işe bilemiyorum. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Önce plan yapmalıyım. Galiba en iyisi evden derhal uzaklaştırılacak kıyafetleri ayırmakla işe başlamalıyım.Dar gelenler, bol gelenler, eskiyenler, modası geçenler, giymekten bıkılanlar ayrılacak, giyilemeyecek durumda olanlar-ki artık hiçbirimiz bir kıyafeti iyice eskiyinceye kadar giymiyoruz. - özellikle penye tişörtler, temizlik bezi olarak seçilecek, kalanı atılacak, iyi durumda olanlar temizlenip ihtiyaç sahiplerine verilecek, kalanlar yıkanıp ütülenip, el altında olmayan raflara, çekmecelere bir daha ki kışa kadar istiflenecek, yazlık kıyafetler elden geçirilecek, geçen yaz sonu kıyamayıp, giyilir seneye de dediğim, ama şimdi pekte gözüme hoş gelmeyenler ayıklanacak,kalanlar uzunca süredir katlı kaldıklarından şöyle kısa programda bir yıkanacak, ütülenip, el altındaki raflara çekmecelere yerleştirilecekler.Bütün bu işlemler hem kendi kıyafetlerime hem de eşimle oğlumun kıyafetlerine uygulanacak.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu ayıklama işleminin her sezon sonunda yapılması lazım, yoksa bir iki sene sonra çekmece dolap ağzına kadar dolu, ama giyecek şey bulamaz oluyorsunuz. Siz çok kıyafetiniz var sanıyorsunuz ama,elinizi attığınızda , eski, dar, demode kıyafet geliyor ele. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kışlık kıyafetleri kaldırırken mutlaka yıkayıp ütüleyip, şöyle bir elden geçirip, kopuk düğmesini söküğünü dikmek lazım. Mantolar, kabanlar  kuru temizleme yaptırılmalı, ayakkabılarda silinip, boyanıp, içlerine kalıp koyarak kaldırılmalı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İnsan ilk evlendiğinde ya da şöyle diyeyim, ailesinden ayrılıp ayrı bir eve çıktığında, ev son derece yalın, derli toplu oluyor. Zaman geçtikçe, eve alınan eşyalar, aksesuarlar, kitaplar, cd'ler , kıyafetler derken, ev de çığ gibi büyüyen, size yaşam alanı bile bırakmayan bir eşya kalabalığı oluşuyor.Eğer annelerimizin mantığı ile yaklaşıp, bunları atamazsak-bu eski kilimi pikniğe gidersek kullanırız, şu eski perdeyi yazlık olursa takarız, eski süpürge kalsın bakarsın yenisi bozulursa kullanırız diye diye- evin en az bir odasını kullanılmayan ve aslında hiç de kullanılmayacak eşyalara özgülemek zorunda kalırız.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yenisini aldığımız eşyaların eskileri kullanılabilecek durumdaysa bunları ihtiyacı olan birisine vermeliyiz. Bizim için eski olan bir halı, ev tutan bir üniversite öğrencisi için çok makbule geçebilir. Yada artık sıkıldığımız için yenisini aldığımız bir koltuk takımına çok ihtiyacı olan insanlar vardır mutlaka.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şimdi acayip gaza geldim...Bu hafta sonu yapacak çok işim var çooook....&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-604877011288646267?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/604877011288646267/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=604877011288646267' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/604877011288646267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/604877011288646267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/05/yaz-geldi.html' title='YAZ GELDİ:))'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-3966549775469852651</id><published>2007-05-10T05:46:00.000-07:00</published><updated>2007-05-10T05:50:48.259-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Çocuk dediğin; "yapma"deyince yapmaz,"yat" deyince yatar.&lt;br /&gt;Çocuk dediğin; önüne konanı yer,yeni icatlar çıkarmaz&lt;br /&gt; Çocuk dediğin; ders çalışır, dik kafalılık etmez.&lt;br /&gt;Çocuk dediğin; çok soru sormaz,karşılık vermez.&lt;br /&gt;Çocuk dediğin; paylanınca önüne bakar,evi dağıtmaz.&lt;br /&gt;Çocuk dediğin; herşeyi istemez,her duyduğunu söylemez.&lt;br /&gt;Çocuk dediğin; anasından,babasındankorkar, &lt;br /&gt;"şimdi seni gebertirim" denince suspus olur.&lt;br /&gt;Çocuk dediğin; her önüne gelenleoynamaz,&lt;br /&gt; büyüklerin vurduğu yerde gül biteceğini bilir.&lt;br /&gt;Çocuk dediğin; verilen öğütlerin dışına çıkmaz, &lt;br /&gt;ağaca da çıkmaz,kapının önüne çıkar.&lt;br /&gt;Çocuk dediğin; durmadan ıslık çalmaz,yemekten önce mandalina yemez.&lt;br /&gt;Çocuk dediğin; hep top peşinde koşmaz,&lt;br /&gt; kuş peşinde de koşmaz,kız peşinde de koşmaz.&lt;br /&gt;Çocuk dediğin; büyüklerin bir dediğiniiki ettirmez, zırtpırt televizyonu açmaz. Çocuk dediğin; söylenen işten kaçmaz,anasının babasının odasını açmaz,&lt;br /&gt;kapı çalınınca, koşup kapıyı açar.&lt;br /&gt;Çocuk dediğin; insanın tepesine binmez,&lt;br /&gt;akşama kadar bisiklete de binmez.&lt;br /&gt;Çocuk dediğin; kimsenin dalına basmaz,&lt;br /&gt; ıslak yerlere de basmaz.&lt;br /&gt;Çocuk dediğin; sofrada adam gibi oturur, &lt;br /&gt;büyüklerin yanında oturmaz,haytalık etmez.&lt;br /&gt;Çocuk dediğin; çocukluğunu bilir,saygı suygu bilir,&lt;br /&gt; dersini de bilir.&lt;br /&gt;Çocuk dediğin; insanın kafasını şişirmez,&lt;br /&gt;pırtlatmak için avucunu şişirmez,çok gülmez.&lt;br /&gt;Çocuk dediğin; çağrılınca gelir,yemek saatinde eve gelir,&lt;br /&gt;yüzüne bakılınca kendine gelir&lt;br /&gt;Büyüklere gelince... Onlar büyüktür. Herşeyi yapabilirler.&lt;br /&gt;“VE ÇOCUKLAR YAŞLANIP ÖLÜNCEYE DEK, HER ŞEYİ BÜYÜKLERİNYAPABİLECEKLERİNE İNANARAK YAŞARLAR.”ÇOCUK DEDİĞİN...&lt;br /&gt;Çetin Altan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-3966549775469852651?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/3966549775469852651/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=3966549775469852651' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/3966549775469852651'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/3966549775469852651'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/05/ocuk-dediin-yapmadeyince-yapmazyat.html' title=''/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-2681563698521777441</id><published>2007-04-26T01:19:00.000-07:00</published><updated>2007-04-26T01:22:49.086-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>J. Harris demiş ki:&lt;br /&gt;Kötümser yalnız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür; gerçekçi tünelle birlikte hem ışığı hem de gelecek treni görür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-2681563698521777441?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/2681563698521777441/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=2681563698521777441' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/2681563698521777441'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/2681563698521777441'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/04/j.html' title=''/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-1934246372595700442</id><published>2007-04-20T01:25:00.000-07:00</published><updated>2007-04-20T01:27:10.995-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;08 Ekim 2006 Pazar - Hürriyet&lt;br /&gt;Sevil ATASOY&lt;br /&gt;Yak, beni yak, kendini yak&lt;br /&gt;&lt;a title=" hakkında bilgi" href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kocası ölen kadınların, hep Franz Lehar’ın Şen Dul (Die Lustige Witwe) operetindeki Madam Hanna gibi şen ve zengin olduğu sanılmasın. Kimi ülkelerde "dul" sözcüğü, "fahişe" ya da "cadı" ile eşdeğer. Kimisinde dullar sokağa atılıyor, aç bırakılıyor, bıçaklanıyor, taşlanıyor, hatta öz oğulları tarafından yakılıyor.&lt;br /&gt;Kuria Devi, 21 Eylül 2006 gecesi küpelerini, bileziklerini, kenarı çiçekli turuncu sarisini çıkarttı. Saçlarının başladığı yerdeki parlak kırmızı sinduru sildi. Gerçi 95 yaşındaydı ve daha ne kadar yaşayacağı bilinmezdi ama, bundan böyle sadece beyaz giyecekti. Tıpkı dul kalan milyonlarca Hindu kadın gibi.&lt;br /&gt;Ertesi sabah, 60 milyon nüfuslu Madya Pradeş eyaletinin Baniyani köyündeki cenaze töreninde 20-25 kişiydiler. Beyazlar içindeki Kuria, dört oğlunun arasında, boyundan büyük odun yığınının üzerinde alevler içerisinde son yolculuğuna çıkan kocasını uğurladı. Keşke bir kuş olup da, o gün olanları seyredebilseydik. Köylülerin anlattığı gibi, Kuria’nın kendisini alevlerin içerisine mi attığını, yoksa polis müdürü Şankal Kumar’ın iddia ettiği gibi, dört oğlunun analarını kollarından, bacaklarından tutup, zorla yanmakta olan kocasının yanına mı oturttuklarını gözlerimizle görmüş olurduk.&lt;br /&gt;23 Eylül 2006 günü Şankal müdür, dört kardeşi ve olan bitene seyirci kalan köylüleri tutukladı. Tümü, 1 Ekim 1987 tarihli, Sati Önleme Yasası’na karşı gelmekten ömür boyu hapis istemiyle yargılanacaklar. Sanskritçe orijinalinde "sadık eş" demek olan "sati", yıllar içinde bu anlamını yitirerek, dul kalan kadının, ölen kocasıyla birlikte yakılmasına dönüşmüş. Yasaya göre, kocasının ardından ateşe atlayan kadına engel olmamak, buna teşvik etmek, yanan dulu kutsallaştırmak, adına tapınaklar inşa etmenin cezası bile ömür boyu hapis.&lt;br /&gt;KADINLAR ÜZERİNDEN SİYASET&lt;br /&gt;2006 Ağustos’unda, Madya Pradeş’in Tulsipar köyünden Prem Narayan, felçli geçirdiği 5 yıl sonunda öldü, usulüne uygun olarak yakıldı. Ertesi gün köylüler, 45 yaşındaki karısı Janak Rani’nin ortadan kaybolduğunu polise bildirdi. Yapılan soruşturmada hiçbir görgü tanığına ulaşılamayınca, polis müdürü Mohd Afşar, cenazenin yakıldığı odun kümesi üzerindeki tüm kalıntıların Haydarabad polis kriminal laboratuvarına gönderilmesini emretti. Prem’in kemiklerinin arasında karısınınkilere de rastlanınca, Janak’ın yanarak öldüğü ortaya çıktı. Ulusal Kadın Komisyonu’nun ve feminist yazarların tüm itirazlarına rağmen kadının ölümü kayıtlara intihar diye geçti ve dosya kapatıldı. Eyalet Başbakanı Şivraj Sing Kuhan, köylülere yasadan korkmamalarını, haklarında hiçbir işlem yapılmayacağını bildirir beyanatlarda bulunduğu gibi, dul bir kadının, kocasının ardından intihar etmesinin ne denli kutsal bir eylem olduğunu belirtir konuşmalar bile yaptı.&lt;br /&gt;Halbuki 2002’de komşu Patna-Tamolia köyünde, 65 yaşındaki dul Kuttu Bai’nin nasıl yandığı kesin olarak aydınlatılamadığı halde, yetkililer tam tersi bir davranış sergilemişti. Cenazeyi izleyen 2 bine yakın köylü, kadının kendisini alevlere attığını söylediyse de, Kuttu ve kocasının aralarının açık olduğunu, ayrı evlerde yaşadıklarını, intihar edecek bir nedeni bulunmadığını ve odunlar üzerine zorla oturtulduğunu ileri süren polis 15 kişiyi tutukladı. Kuttu’nun iki oğlu ile iki erkek kardeşi ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. O tarihte eyalet başbakanı Digvijay Sing, konuşmayan köylüleri cezalandırmak amacıyla, iki yıl süreyle tüm devlet yardımını kesti. Bu davranış, bakan Sing’i koltuğundan etti. Dünyanın her yerindeki gibi, Hindistan’da da kadınlar üzerinden siyaset, işe yarıyor anlaşılan.&lt;br /&gt;ÜLKEYİ BÖLEN OLAY&lt;br /&gt;Siyasiler, dulların yakılması konusunda sadece soruşturmaları değil, yargılamayı da etkiliyor. Zengin, okumuş, büyük kentli bir ailenin kızı Rup Kanvar’ın ölümü, buna bir örnek. 18 yaşında, 8 aylık bir gelinken dul kalan Rup Kanvar 4 Eylül 1987 günü, güneş tepeye ulaşmadan, Racastan eyaletinin Deorala köyünde, binlerce kişinin gözleri önünde ve "sati mata ki jai" (kutsal anne çok yaşa) nidaları arasında kocasıyla birlikte yakıldı.&lt;br /&gt;Kimileri, genç kadına cenaze sabahı afyon yutturulduktan sonra kırmızı gelinliğinin giydirildiğini, kucakta köy meydanına taşınarak odunların üzerine oturtulduğunu söylediler. Kimileri, genç gelinin böyle bir sona kendisinin talip olduğunu ve kocası ile birlikte ölmek istediğini anlattılar.&lt;br /&gt;Bu olay üzerine Hindistan, gelenekçiler ile modernler diye ikiye bölündü. Hızla, "Sati Önleme Yasası" çıkartıldı. Medyayı uzunca bir süre meşgul eden soruşturma sonunda, olayı engellemeyen, hatta teşvik eden onlarca köylü ve görevi ihmalden çok sayıda devlet görevlisi ile siyasi hakkında dava açıldı. Aralarında genç kadını odunlara bağlayan kayınpederi ve kayınbiraderinin de bulunduğu 11 kişi mahkûm oldu.&lt;br /&gt;Ancak 31 Ocak 2004’te, bir Jaipur sati özel mahkemesi, delil eksikliğinden hepsinin beraatine karar verdi. Beraat edenlerin arasında eski Racastan bakanları da bulunuyor. Mahkeme, sadece Kanvar davasının mahkûmlarını değil, halen görülmekte olan 22 sati davasının pek çok sanığını da delil yetersizliğinden serbest bıraktı.&lt;br /&gt;O günden bu yana Hindistan’ın pek çok kentinde yüzlerce kadın, zaman zaman bir araya gelerek protesto yürüyüşleri yapıyor, devlet dairelerinin önüne siyah çelenkler bırakıyor, zorla uyuşturucu verilen dul kadınların, kocalarıyla birlikte yakılmalarına oy kaygısı nedeniyle göz yumulduğunu, göstermelik yasalar çıkartmanın yetmediğini, uygulamanın önemli olduğunu, yargıya baskı yapıldığını ileri sürüyorlar.&lt;br /&gt;YASALAR ENGELLEYEMİYOR&lt;br /&gt;Hindistan’da dulların yeniden evlenmesine 1856’dan bu yana izin verildiği halde, bu durum günümüzde bile sadece orta ve üst sosyal sınıflar içerisinde ve ender görülüyor. Dünyevi nimetlerin tümünden elini eteğini çekmesi beklenen, saçları sıfır numara traş edilen, sadece beyaz giyebilen, hiçbir davete hatta kendi çocuklarının düğünlerine bile gidemeyen milyonlarca Hindu dulun, şimdiki ya da önceki hayatındaki günahlarının, kocasının ölümüne neden olduğuna inanılıyor. Bu nedenle dulların, hele çocuksuz olanların, "uğursuzluk getirir" diye evden atılmalarına çok sık rastlanıyor.&lt;br /&gt;Sokaklara düşen dullar, ya Vrindavan, Varanasi, Haridvar gibi, binlerce dulun, açlık, pislik ve hastalık içinde, iyi kalpli zenginlerin ara sıra bıraktığı yiyeceklerle yaşamlarını sürdürmeye çalıştıkları kutsal yerlere gidiyor, ya sokaklarda şarkılar söyleyip dilencilik yapıyor ya da fuhuş batağına gömülüyorlar. Tabii bir de, kocayla birlikte yakılmak gibi "kutsal" ve "üstün" bir çözüm var. İnanışa göre sati, sadece kendisinin değil, tüm akrabalarının bundan sonraki 7 kuşağının günahlarını affettirir, üstelik yeniden doğuşta, yeryüzüne kadın değil, erkek olarak gelişin garantisini verir. Halbuki 50 yıldır Hindistan eyaletlerinin medeni yasaları, batılı bir dul kadının yararlandığı tüm hakları içeriyor. Yeniden anlıyoruz ki, gelenek, töre ve batıl inanışlardan kurtulmadıkça, sadece yasa yapmak, üzerinden yarım asır geçse de, toplumu bir yere vardırmıyor.&lt;br /&gt;DUL YAKMAK 700 YILLIK GELENEK&lt;br /&gt;Hindistan’da sati geleneği çok eski. 700 yıl önce Rajput kadınları, savaşta ölen kocalarının ardından, galip gelen ordu mensuplarının tecavüzüne uğramamak için kendilerini yakmışlar. Daha sonraları, kocaya sadakati ve ölümünden sonra yaşamın anlamsızlığını kanıtlamak için uygulanmış. 1829’da İngilizlerin yasakladığı sati, Hindistan hükümetinin çıkarttığı ağır yasalara rağmen, başta Madya Pradeş ve Racastan eyaletleri olmak üzere, ülkenin orta ve kuzeyindeki kırsal kesimlerde yaşayan Hindular arasında hálá sürüyor. Ve ne yazık ki bazı psikiyatrlar tarafından ritüel intihar olarak değerlendirilerek meşrulaştırılmaya çalışılan bu insanlık dışı uygulama, oy toplama gayretiyle milletvekillerinden bile destek görüyor.&lt;br /&gt;Resmi istatistiklere göre, 1947’deki bağımsızlıktan sonra Hindistan’da yaşanan satilerin sayısı 50 kadar. Halbuki sati ile mücadele eden sivil toplum örgütleri, 40 milyona yakın dul kadının yaşadığı ülkelerinde, yakılanların sayısının bunun çok üzerinde olduğunu, polis tarafından örtbas edilen cinayetlere intihar süsü verildiğini ve siyasilerin soruşturmaları etkileyip, yönlendirdiğini iddia ediyor.&lt;br /&gt;Sadece Tanzanya’da yılda 500 dul, cadı diye öldürülüyor&lt;br /&gt;Esasen dul kalmak, dünyanın birçok ülkesinde kadınlar için sosyal bir ölüme eşdeğer. Kocalarının gidişiyle, sadece eve ekmek getiren ve çocuklara bakan kişiyi değil, toplumdaki statülerini de kaybeden dul kadınlar, ayırımcılığın ve damgalanmanın en ağırını da yaşamaya başlıyor. Evlenmeden önce babalarının, evlendikten sonra kocalarının sahip olduğu ve onlar tarafından denetlenen bu kadınlar, dul kaldıklarında fakirlerin en fakiri durumuna düşüyor, fiziksel, cinsel ve ruhsal istismara uğruyorlar.&lt;br /&gt;Bazı Afrika kültürlerinde, bize hiç de yabancı olmayan bir uygulama gözleniyor. Dul kalan kadın, ölen erkeğin erkek kardeşi ya da bir akrabasıyla birlikte olmaya zorlanıyor. Eskiden bu gelenek, kadın ve çocukları için ekonomik bir güvence olsa da, giderek artan fakirlik ve geniş aile alışkanlığının terk edilmesi, yeniden hamile kalan dul kadının sokağa bırakılmasını da beraberinde getiriyor. Dul kalmanın çocuklar, özellikle kız çocukları üzerindeki negatif etkisi de büyük. Fakirlik, önce onların okuldan alınmasına yol açıyor. Çocuk işçiliğine, erken evliliğe ya da fahişeliğe zorlanma ve satılma bunu izliyor. Kısacası, açlık ve hastalık, okuma yazması olmayan, yeterli beslenme ve barınma olanaklarından yoksun dullar ve çocuklarını bekleyen tek gelecek.&lt;br /&gt;Tıpkı Hindistan’daki gibi, Bali’de, Fiji, Vanuatu gibi Güney Pasifik adalarında, ayrıca pek çok Afrika ülkesinde kadınlar, kocalarının ölümünden sorumlu tutuluyor ve cezalandırılıyor. Örneğin Nijerya’da, kocasının cesedinin yıkandığı suyu içmeye, bir yıl boyunca evden çıkmamaya, aylarca yıkanmamaya, yerde çırılçıplak oturup gündüz ve gecenin belirli saatlerinde bağırıp, ağlamaya, önlerine konan kaptakileri yemeye zorlanıyorlar. İşin en kötüsü, kocaları AIDS’ten ölen Afrikalı dullar, cadılıkla suçlanıyor ve yüzlercesi taşlanıyor, boğuluyor, bıçaklanıyor. Sadece Tanzanya’da yılda 500 dul, cadı diye öldürülüyor.&lt;br /&gt;15 YAŞINDAN BÜYÜK HER12 KADINDAN BİRİ DUL&lt;br /&gt;Son 25 yılda kadınların ekonomik durumuna, sağlık, eğitim ve yasal haklarına ilişkin yayınlanan sayısız raporda, dullara ayrılan bölümlere neredeyse hiç rastlanmıyor. Halbuki dünya genelinde, erişkin her 10 kadından biri dul (Türkiye’de 15 yaşından büyük her 12 kadından biri) ve en gelişmişinden, en gerisine tüm dünya dullarını bekleyen başlıca iki son var: Sosyal statünün kaybı ve azalan ekonomik güç.&lt;br /&gt;Kadınlar, genelde erkeklerden uzun yaşıyor. Bu nedenle, 60 yaşın üzerindeki dul kadınların sayısı, eşlerini kaybeden erkeklerden fazla. Örneğin Hindistan’da, ileri yaştaki kadınların yüzde 54’ü dul. Öte yandan, erkekler genellikle kendilerinden yaşça küçük kadınlarla evlendiklerinden, genç yaşta dul kalan çocuklu kadınların sayısı da yüksek. Asya’nın genelevleri, Nepal, Bangladeş ve Hindistan’dan getirilen çocuk yaşta dullar ve onların kız çocuklarıyla dolu.&lt;br /&gt;Ayrıca savaşlar ve etnik temizlikler, bu kadınların sayısının çığ gibi artmasına yol açıyor. Afganistan’da, dilenmekten başka çaresi olmayan dulların sayısı 2 milyonu aşıyor. 1994 Ruanda soykırımından sonra erişkin kadın nüfusunun yüzde 70’inden fazlası dul kalmıştı. Mozambik kadınlarının yüzde 60’ı dul. Kosova’daki kadınlar, kocalarının ölü mü, kayıp mı olduklarını bile bilmiyor. Kamboçya, Endonezya, Doğu Timor, Vietnam, Myanmar ve Tayland, çaresizlikten kız çocuklarını satan dul kadınlarla dolu.&lt;br /&gt;Şili ve Guatemala gibi birçok Latin Amerika ülkesinde pek çok kadın "kaybolanların" karısı. Onlar, belki de hiçbir zaman dul kalıp kalmadıklarını öğrenemeyecek. Rusya’nın sokaklarında yaşayan küçükler, genellikle genç yaşta dul kalan kadınların çocukları. Ve ne yazık ki, 1979 tarihli BM Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne rağmen, hükümetler, uluslararası kuruluşlar, sivil toplum örgütleri, hatta kadın birlikleri, dulları ve onların çocuklarını tamamen unutmuş gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Sevil_ATASOY"&gt;Sevil ATASOY&lt;/a&gt; tarafından yazılan bu makale 08 Ekim 2006 Pazar günü yayınlanan Hürriyet Gazetesindeki yazısıdır. &lt;a name="artikelbutt"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-1934246372595700442?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/1934246372595700442/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=1934246372595700442' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/1934246372595700442'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/1934246372595700442'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/04/08-ekim-2006-pazar-hrriyet-sevil-atasoy.html' title=''/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-9183387248416325857</id><published>2007-04-17T00:10:00.000-07:00</published><updated>2008-05-27T04:54:47.560-07:00</updated><title type='text'>Farklı Kültürlerde Farklı  Şiddet Türleri  Ortak Payda:KADIN</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Daha önceki yazılarımda şiddetin şiddeti uygulayan ve şiddete maruz kalan kişiler arasında bir mesele olmadığı, olumsuz etkilerinin suda yayılan halkalar gibi toplumun tüm bireylerine yayıldığından bahsetmiştim.Şiddet insanın varoluşundan beri vardır mutlaka.Şiddetin olmadığı bir toplum olduğunu da sanmam.Ama her toplumda şiddetin uygulanış şekilleri ve şiddete karşı mağdurun, toplumun, devletin yaklaşımı farklıdır mutlaka.Örneğin ülkemizde töre cinayeti denilen, aslında içinde sevginin zerresini taşımayan, başkalarının yaşadığı aşkı, sevgiyi, yaşadıkları mutlulukları kıskanan, belki hiç sevilmemiş, başı okşanmamış , eğitimsiz canilerin, yine kendisi gibi yaşayamadığı mutlulukların başkalarınca yaşanmasına dayanamayan, hayatta hiçbir şey olamamış, eşinin, kızının, kızkardeşinin hatta mahallesinde yaşayan komşu kadınların namuslarının sözde koruyuculuğuna savunmuş,kalbinde kıskançlık, kin ve öfkeden başka hiçbir duyguya yer olmayan, kimi zaman gerçekten namussuzluk sayılacak, hırsızlık, dolandırıcılık, kaçakçılık, ırza geçme gibi suçların faili olan, eğitimsiz başka canilerin de kışkırtması ile işlediği cinayetleri, Hindistan 'da - hala uygulanmadığını ümit ediyorum- ölen erkeğin karısının erkeğin cesedi ile birlikte diri diri yakılmasını , bazı toplumlarda uygulanan, erkek sünnetinin aksine tıbbi olarak çok vahim sonuçları olan kadın sünnetini tolumdan topluma değişen , farklı şiddet türleri olarak sayabiliriz.Sizin de dikkatinizi çekmek isterim,yukarıda saydığım üç farklı şiddet türünün ortak noktası ne? Sizce de erkeğin kadının sahibi olduğu düşüncesi yatmıyor mu bu üç şiddet türünde de ?Kadın sünneti, sadece kadının cinsel ilişkiden zevk almasını önlemekten başka hiçbir işe yaramayan, korkunç bir müdahale. Diğer iki şiddet türünün amacı da zaten apaçık ortada. Kocası ölmüşse kadının yaşamasının da anlamı kalmamıştır. Kadın birisini sevmişse, kadın bir erkekle birlikte olmuşsa, hatta hatta kadın bir erkeğin tecavüzüne uğramışsa, bunun müeyyidesi vardır, ölüm. Zira kadınlar sadece erkeklerin emrine , hizmetine sunulmuş varlıklardır. Kendilerinin yaşamdan hiçbir zevk almaya hakları yoktur. Hatta erkekler izin vermedikçe yaşamaya da hakları yoktur.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu konuya girince kendimi kaptırıyorum.Şiddetin asgari haddi yoktur. Bir tokat dahi kabul edilemez. Şiddetin önüne geçmek için,insanların,çocukluktan değil doğumlarından itibaren, şiddete karşı eğitilmeleri, tabi öncelikle şiddet görmemeleri, gerekir.Ailede şiddet uygulanması çocuğun şiddeti normalleştirmesine yol açar. Şiddet uygulamak doğaldır, eğer birisi sana muhalefet ediyorsa, gücünde yetiyorsa ona şiddet uygulayabilirsin, diye düşünmeye başlar şiddete maruz kalan yada tanık olan çocuk. Her sorunun baskı, tehdit ve dayakla aşıldığı bir ailede büyüyen çocuk , şiddeti sorunlarla mücadelede tek yol olarak bilir ve uygular. Yetişkin olduğunda da eğer aldığı eğitim ve kişisel evrimi ile şiddeti dışlayamazsa, en azından sürekli çocuğunu dövmekle tehdit ederek, yönlendirmeye çalışan bir ebeveyn olacaktır. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ben bu yazıya başlarken değinmek istediğim konu, şiddete karşı devletin neler yapabileceğiydi. Bunlardan ilki tabiki eğitim. Okullarda çocukların eğitimi, daha öncesi çocukları eğitecek eğitimcilerin eğitimi, ebeveynlerin eğitimi, devletin her ama her alanda görev yapan personelinin eğitimi-personelin eğitimi deyince akla hemen polis ve jandarma personelinin eğitimi gelebilir. Hayır, vergi dairesinde, adliyede, bankada , devletin her alanda ve kademedeki memurunun eğitimi benim kasdettiğim. Kim gittiği bir resmi dairede bir memurun gazabına uğramamıştır bugüne kadar?Şiddet şiddeti tetikler. Gittiği resmi dairede azarlanan, hakarete uğrayan bir kişi emin olun bunun acısını önüne ilk çıkandan, çocuğundan, karısından, ,işçisinden alacaktır.-yasal düzenlemeler yapmak, yasal düzenlemeleri uygulatmak, yasal düzenlemeleri yaparken uygulanabilmesini sağlayacak düzenlemeleri de beraber yapmak, örneğin anne-babasından şiddet gören çocuğu devletin bakım ve gözetimi altına alınmasını yasayla düzenlemek meseleyi çözmez, bu çocuğun bakılacağı devlet kurumunda, sağlıklı bir birey olarak yetişmesi ve yaşaması için zorunlu tüm tedbirler alınmalı. Ülkemizde devlete ait kurumlarda çocukların şiddetin her türü ile karşılaştıklarına ne yazık ki zaman zaman tanık oluyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yasama organı yasaları düzenlerken elbetteki toplumun sosyo-kültürel yapısını, ekonomik durmunu vs. gözönüne alacaktır. Ama yasama organı yasaları yaparken, toplumun yanlış inanç ve düşüncelerini,ikel törelerini devam ettirebilmesine elverişli yasalar değil, aksine bunların ortadan kalmasını sağlayacak yasalar hazırlamalıdır. Bence töre cinayeti denilen toplumun alnına asıl kara lekeyi süren bu cinayetlerin süregelmesinde ve bugüne kadar ki uygulamalarında yasama organının büyük sorumluluğu vardır. Son değişikliğe kadar töre cinayetinde indirim uygulanması büyük bir yanlıştı, bu yanlıştan geç de olsa dönülmüştür.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şiddet uygulayanın cezalandırılması, mağdurun korunması için yasal düzenlemeler yapılması, şiddetin failinin de sadece hapis cezası yada para cezası ya da aile içi şiddete karşı önlemlerle cezalndırılması yeterli değildir. Şiddet failinin mutlaka ama mutlaka bir eğitim ve tedavi programına yönlendirilmesi gerekmektedir.Şöyle ki, eşine şiddet uygulayan bir koca hakkında yargılama yapıldı, verilen ceza da para cezasına çevrildi, yada çevrilmedi de hapis cezası aldı. Eee... sonra?150,00YTL para cezası ödeyen yada 1 ay cezaevinde kalan birisinin bir daha şiddet uygulamayacağını düşünmek komik değil mi ? Bu kişiler uyguladıkları şiddetin cezasını çekmenin yanında, mutlaka zorunlu bir eğitim ve tedavi programına devam zorunda olmalılar. Devam etme süresini de hakim örneğin 3 aylık süreler olarak belirleyip, süre sonunda eğitimi ve tedaviyi uygulayan uzmanın görüşü ile devamına yada sonlanmasına karar vermelidir.Gerekirse bu sürece failin eşi ve çocuklarının da katılımı sağlanmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şiddete karşı verilecek cezalar da anlamlı olmalıdır. Verilecek cezanın yanında , şiddetin failinin kişisel gelişimine de olanak sağlayacak tedbirlere-ama hayatında hiç kuaföre gitmeyen kadına 3 ay kuaföre gitmeme cezası ya da hiç sinemaya gitmeyen adama 1 ay sinemaya gitmeme cezası gibi değil-hükmedilmelidir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu konuda yazılacak o kadar çok şey var ki. Sürekli kendime de telkin ediyorum, şiddetin insana yakışmayan-ne faile ne de mağdura-bir eylem olduğunu. Geleneksel yapımızın bize aşıladığı şiddete eğilimi törpülememiz, kendimizden hayatımızdan uzaklaştırmamız lazım.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-9183387248416325857?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/9183387248416325857/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=9183387248416325857' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/9183387248416325857'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/9183387248416325857'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/04/daha-nceki-yazlarmda-iddetin-iddeti.html' title='Farklı Kültürlerde Farklı  Şiddet Türleri  Ortak Payda:KADIN'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-2374432761108163015</id><published>2007-04-04T06:16:00.000-07:00</published><updated>2008-05-27T04:56:21.973-07:00</updated><title type='text'>HANIMLAR DİKKAT! AİLE KONUTU ŞERHİ!</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="javascript:openWin(" sayfa="turkce/dosyalar/htmller/islem47.htm&amp;amp;Baslik=TAPU"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;AİLE KONUTU ŞERHİ&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;a) Açıklama&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aile konutu, ailenin devamlı olarak ikametine ayrılan konuttur. Medeni Kanunun 19. Maddesinde aile konutunun bulunduğu yere "yerleşim yeri" adı verilmiştir. Buna göre; yerleşim yeri, bir ailenin sürekli kalmak niyetiyle oturduğu yerdir. Bir ailenin aynı zamanda birden fazla yerleşim yeri olamaz. Demek ki, bir ailenin birden fazla aile konutu olamaz. Medeni Kanunun 19. Maddesinde sözü edilen yerleşim yerindeki konut "aile konutudur" Bir aile pek çok yerde ev, yazlık, dağ evi v.s. sahibi olabilir, ancak bunlardan sadece birisi medeni kanunun aradığı anlamda aile konutudur. Tapudaki vasfı dükkan, işyeri gibi vasıflar olan yerler aile konutu olamaz. Ancak tapudaki vasfı arsa, bağ, tarla gibi olan yerler üzerinde konut yapılmış ve cins değişikliği henüz yapılmamış yerlerde aile konutu bulunduğu iddia edilirse ilgili muhtarlığın yazısı ile bu parseller üzerinde aile konutu bulunduğu kabul edilebilir.Aile konutu esas itibariyle Medeni Kanunun 194, 240, 254, 279 ve 652. Maddelerinde düzenlenmiştir. 194. Maddeye göre; "Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hakimin müdahalesini isteyebilir.Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini isteyebilir.Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı haline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur."Aile konutu eşlerden ikisi adına paylı mülkiyet şeklinde olabileceği gibi, eşlerden birisinin tam mülkiyetinde veya üçüncü kişilerle paylı mülkiyet şeklinde de olabilir. Eşler arasında paylı mülkiyet halinde kayıtlı ise aile konutu şerhini tapu kütüğüne yazmaya gerek yoktur. Zira, Medeni Kanunun 233. Maddesinde "... eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz." hükmü getirilmiştir. Ancak ısrar edilirse eşler arasında paylı mülkiyet konusu taşınmazı üzerine de aile konutu belirtmesi işlenmesinde bir sakınca yoktur. Tapuda yapılacak işlemler sırasında işleme konu konutun aile konutu olup olmadığı soru konusu edilmemelidir. Tapu kütüğünün şerhler sütununda aile konutu olduğuna dair bir şerh yoksa karine olarak orası aile konutu değildir.Aile konutu şerhi tapuda malik olmayan eşin talebi üzerine tapu kütüğünün şerhler sütununa işlenir. Eşlerden ikisi birlikte gelerek de istemde bulunabilirler. Sadece malik olan eşin talebi ile de bu şerh işlenebilir. Bu şerh aile birliğini korumak amacıyla öngörülmüştür. Bu itibarla, şerh tapu kütüğüne işlendikten sonra malik olan diğer eşin bu konuta özgü tasarruf yetkisi kısıtlanmış olur. Artık bu belirtmeden yararlanacak olan eşin yazılı rızası olmadıkça aile konutu başkasına devredilemez, üzerinde ipotek, intifa, oturma (sükna) gibi ayni haklar ile kira gibi kullanımı sınırlayıcı şahsi haklar kurulamaz. Diğer eşin rızası alınmadıkça, konut niteliğini bozucu cins değişikliği yapılamaz. Tasarruf yetkisi kısıtlanmış olacağından malik olan eşin haberi olmadan işlenen “aile konutudur” şerhinin malik eşe tapu sicil müdürlüğünce bildirilmesi gerekir (MK.1019).Aile konutu kira yolu ile sağlanmışsa sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana noterden yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı haline gelir. Artık kendisi de kiracı sayılır. Bu kira sözleşmesi tapuya şerh edilmiş olsa bile kira yolu ile temin edilmiş mülkiyeti başkasına ait konutun beyanlar sütununa aile konutu belirtmesi yapmaya gerek yoktur. Zira kanun sadece eşin malik olması halinde onun tasarruf yetkisini engellemek için bu imkanı tanımıştır.Eş konutun tamamına sahip değil de bir hissesine sahipse ve ailenin burada oturduğu belgelenebiliyorsa, bu hisse üzerine aile konutu şerhi işlenmesi mümkündür. Bu halde kimin hissesi üzerine bu şerhin işlendiği de gösterilir. Örnek: Aile konutu şerhi: ........ hissesi üzerinde. Tarih-yev.Aile konutu intifa, sükna, üst hakkı gibi ayni haklar kurularak temin edilmiş ise bu taşınmazlar üzerine aile konutu belirtmesi düşülmesi mümkündür. Bu halde hak sahibi olan eş diğer eşin rızasını almadan lehine olan bu hakları süresinden önce terkin ettiremez. Aile konutu şerhi, intifası başkasın ait olan kuru mülkiyet üzerine kural olarak işlenemez. Ancak intifa hakkı sahibi rıza gösterirse eşe ait kuru mülkiyet üzerine de aile konutu şerhi işlenebilir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;b) İstenen Belgeler&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;1- Aile konutunun bulunduğu yerden alınmış ailenin yerleşim yeri (ikametgah) belgesi,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;2- Gerektiğinde taşınmaz malın şerhi talep edilen taşınmaz mal ile aynı olduğunun kadastro müdürlüğünce tespit edilmesi,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;3- İstemde bulunan eşin, tapudaki malikin eşi olduğuna dair nüfus kayıt örneği, &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;4- İstemde bulunanın nüfus cüzdanı veya pasaportu, varsa bir adet vesikalık fotoğrafı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) İstem Belgesinin Yazımı&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yukarıda nitelikleri yazılı taşınmaz malın maliki/hissedarı bulunan ..... ......' ekte sunduğum Nüfus Kayıt Örneğinden de anlaşılacağı üzere eşimdir. Yine ekte sunduğum Çankaya ilçesi, Anıttepe Mahallesi Muhtarlığından aldığım ../../2002 tarihli Yerleşim Yeri (İkametgah) Belgesinden de anlaşılacağı üzere bu taşınmaz malı aile konutu olarak kullanmaktayız. Bu itibarla, Medeni Kanunun 194. Maddesi uyarınca tapu kütüğüne aile konutu şerhi verilmesini arz ve talep ederim.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) Şerhler Sütununa Yazılması&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tapu kütüğünün şerhler sütununa aşağıdaki şekilde şerh düşülür. İstemde bulunan eşe isterse ve harcını öderse, şerhin tapuya işlendiğine dair resmi bir yazı verilir. Örnek: Aile konutudur. Tarih-Yev.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e) Aile Konutu Şerhinin Terkini&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;a) Şerh malik olmayan eşin talebi ile işlenmiş ise, yine malik olmayan eşin talebiyle,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;b) Şerh her iki eşin birlikte talebi ile işlenmiş ise, her ikisinin de talebiyle,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;c) Eşlerin birlikte malik olduğu hisseli taşınmaz mallarda şerh eşlerden birinin talebiyle işlenmiş ise, şerhi işlettiren eşin talebiyle,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;d) Malik olan eşin talebiyle şerh verilmiş ise, malik olmayan eşin de talep veya muvafakatıyla, Terkin edilmesi, ancak malik olmayan eşin ya da eşlerin birlikte malik olduğu hisseli taşınmaz mallarda şerh talebinde bulunan eşin ölümü ya da bu konuda alınmış mahkeme kararının ibrazı halinde diğer eşin tek taraflı talebiyle de terkin işleminin karşılanması gerkir (TKGM.Gn.2002/7).&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;f) İşlemin Mali Yönü&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aile konutu şerhinin tapu kütüğüne yazımı ve şerhin terkini için her hangi bir harç veya vergi alınamaz. Çünkü Harçlar Kanununa ekli (4) sayılı Tarifede böyle bir harç alınacağı öngörülmemiştir. Ancak tarifede yapılacak bir değişiklikle bu işleminde makul bir harca tabi tutulması gerekir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tkgm.gov.tr/ana.php?Sayfa=projeliste&amp;amp;ID=1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://cors-tr.iku.edu.tr/" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.tkgm.gov.tr/"&gt;www.tkgm.gov.tr&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tkgm.gov.tr/ana.php?Sayfa=projeliste&amp;amp;ID=3"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tkgm.gov.tr/ana.php?Sayfa=projeliste&amp;amp;ID=2"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tkgm.gov.tr/ana.php?Sayfa=projeliste&amp;amp;ID=8"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tkgm.gov.tr/ana.php?Sayfa=ihaleliste"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tkgm.gov.tr/ana.php?Sayfa=icerikana&amp;amp;ICID=2"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tkgm.gov.tr/strateji/index.htm" target="new"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tkgm.gov.tr/ana.php?Sayfa=icerikana&amp;amp;ICID=24"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.tkgm.gov.tr/ana.php?Sayfa=alotapu"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://www.tkgm.gov.tr/ana.php?Sayfa=icerikana&amp;amp;ICID=20"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-2374432761108163015?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/2374432761108163015/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=2374432761108163015' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/2374432761108163015'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/2374432761108163015'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/04/hanimlar-dikkat.html' title='HANIMLAR DİKKAT! AİLE KONUTU ŞERHİ!'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-5497648220088356992</id><published>2007-03-29T06:20:00.000-07:00</published><updated>2007-03-29T06:28:02.110-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bir adam sahilde yürürken boş bir şişe bulmuş. Şişenin mantarını çıkarınca içinden bir cin çıkmış.&lt;br /&gt;Cin:-Beni yüzyıllardır hapsolduğum bu şişeden kurtardın, benden 3 şey dile, demiş.&lt;br /&gt;Bunun üzerine adam bir İsviçre Bankasında yüklü bir hesap dilemiş.Cin hemen hesap cüzdanını uzatmış adama.&lt;br /&gt;İkinci olarak kırmızı bir ferrari istemiş.Ferrari adamın yanında belirivermiş.&lt;br /&gt;Üçüncü olarak kadınların bana hayır diyememesini istiyorum demiş, adam ve anında kocaman bir çikolataya dönüşmüş:)))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-5497648220088356992?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/5497648220088356992/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=5497648220088356992' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/5497648220088356992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/5497648220088356992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/03/birgn-bir-adam-sahilde-yrrken-bo-bir-ie.html' title=''/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-1747140858920400291</id><published>2007-03-29T06:16:00.000-07:00</published><updated>2007-03-29T06:20:43.443-07:00</updated><title type='text'>MUTLU BİR EVLİLİĞİN SIRRI!?...</title><content type='html'>Henüz bir sırdır.:))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-1747140858920400291?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/1747140858920400291/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=1747140858920400291' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/1747140858920400291'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/1747140858920400291'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/03/mutlu-bir-evliliin-sirri.html' title='MUTLU BİR EVLİLİĞİN SIRRI!?...'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-4509025359743091746</id><published>2007-03-29T03:52:00.000-07:00</published><updated>2007-03-29T04:24:58.339-07:00</updated><title type='text'>Ölüme Dair</title><content type='html'>Buyrun,oturun dostlar,&lt;br /&gt;hoş gelip sefalar getirdiniz.&lt;br /&gt;Biliyorum, ben uyurken&lt;br /&gt;hücreme pencereden girdiniz.&lt;br /&gt;Ne ince boyunlu ilaç şişesini&lt;br /&gt;ne kırmızı kutuyu devirdiniz.&lt;br /&gt;Yüzünüzde yıldızların aydınlığı&lt;br /&gt;başucumda durup el ele verdiniz.&lt;br /&gt;Buyrun, oturun dostlar&lt;br /&gt;hoş gelip sefalar getirdiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor?&lt;br /&gt;Osman oğlu Haşim.&lt;br /&gt;Ne tuhaf şey,&lt;br /&gt;hani ölmüştünüz kardeşi.&lt;br /&gt;İstanbul limanında&lt;br /&gt;kömür yüklerken bir İngiliz şilebine,&lt;br /&gt;kömür küfesiyle beraber ambarın dibine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şilebin vinci çıkartmıştı naşınızı&lt;br /&gt;ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız&lt;br /&gt;simsiyah başınızı.&lt;br /&gt;Kimbilir nasıl yanmıştır canınız...&lt;br /&gt;Ayakta durmayın oturun,&lt;br /&gt;ben sizi ölmüş zannediyordum,&lt;br /&gt;hücreme pencereden girdiniz.&lt;br /&gt;Yüzünüzde yıldızların aydınlığı&lt;br /&gt;hoş gelip sefalar getirdiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayalar-köylü Yakup,&lt;br /&gt;iki gözüm,&lt;br /&gt;merhaba.&lt;br /&gt;Siz de ölmediniz miydi?&lt;br /&gt;Çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp&lt;br /&gt;çok sıcak bir yazgünü&lt;br /&gt;yapraksız kabristana gömülmediniz miiydi?&lt;br /&gt;Demek ölmemişsiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya siz?&lt;br /&gt;Muharrir Ahmet Cemil?&lt;br /&gt;Gözümle gördüm&lt;br /&gt;tabutunuzun toprağa indiğini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem galiba&lt;br /&gt;tabut biraz kısaydı boyunuzdan.&lt;br /&gt;Onu bırakın Ahmet Cemil,&lt;br /&gt;vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan,&lt;br /&gt;o ilaç şişesidir&lt;br /&gt;rakı şişesi değil.&lt;br /&gt;Günde elli kuruşu tutabilmek için,&lt;br /&gt;yapyalnız&lt;br /&gt;dünyayı unutabilmek için&lt;br /&gt;ne kadar çok içerdiniz...&lt;br /&gt;Ben sizi ölmüş zannediyordum.&lt;br /&gt;Başucumda durup el ele verdiiniz,&lt;br /&gt;buyrun, oturun dostlar,&lt;br /&gt;hoş gelip sefalar getirdiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir eski acem şairi:&lt;br /&gt;"Ölüm adildir"-diyor,-&lt;br /&gt;"aynı haşmetle vurur şahı fakiri."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haşim,&lt;br /&gt;neden şaşırıyorsunuz?&lt;br /&gt;Hiç duymadınız mıydı kardeşim,&lt;br /&gt;herhangi bir şahın gemi ambarında&lt;br /&gt;bir kömür küfesiyle öldüğünü?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir eski Acem şairi:&lt;br /&gt;"Ölüm adildir"-diyor.&lt;br /&gt;Yakup,&lt;br /&gt;ne güzel güldünüz, iki gözüm.&lt;br /&gt;Yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir...&lt;br /&gt;Fakat bekleyin, bitsin sözüm.&lt;br /&gt;Bir eski Acem şairi:&lt;br /&gt;"Ölüm adil..."&lt;br /&gt;Şişeyi bırakın Ahmet Cemil.&lt;br /&gt;Boşuna hiddet ediyorsunuz.&lt;br /&gt;Biliyorum,&lt;br /&gt;ölümün adil olması için&lt;br /&gt;hayatın adil olması lazım, diyorsunuz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir eski Acem şairi...&lt;br /&gt;Dostlar beni bırakıp,&lt;br /&gt;dostlar, böyle hışımla&lt;br /&gt;nereye gidiyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NAZIM HİKMET&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-4509025359743091746?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/4509025359743091746/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=4509025359743091746' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/4509025359743091746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/4509025359743091746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/03/lme-dair.html' title='Ölüme Dair'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-174321107072672120</id><published>2007-03-15T02:00:00.000-07:00</published><updated>2008-05-27T04:58:09.895-07:00</updated><title type='text'>ÇOCUĞUMUZA KREŞ SEÇİYORUZ....</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Daha önce bir yazımda kreş seçiminde nelere dikkat edilmesi gerektiğine değineceğimi yazmıştım.Çok önemli bulduğum bu konudaki görüşlerimi ve tecrübelerimi paylaşmak istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kreş Seçerken Nasıl Bir Yol izlemelisiniz?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;-Öncelikle arkadaşlarınızın ve tanıdıklarınızın çocuklarının devam ettiği kreşler hakkında onlardan bilgi alın.Memnun olup olmadıklarını, değillerse sebebini öğrenin.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Kreşin evinize çok uzak olamamasına dikkat edin, eğer servisle gidip gelecekse uzak mesafeler hem çocuğunuz için yorucu olacak, hem de çocuğunuzun gerektiğinden daha erken kalkmasına sebep olacaktır.Kreşe siz bırakıp alacak olsanız da aynı sakıncalar geçerli. Eğer sabah işe giderken kendiniz bırakıp dönüşte alacaksanız çocuğunuzu, seçtiğiniz kreşin yol güzergahınızda olmasına dikkat edin.Her gün işe geç kalma stresi yaşamamış olursunuz. Kreşin bulunduğu yer önemli, mesela çok yoğun trafiğin olduğu bir cadde üzerinde olmamalı bence. Hem trafik sesi, hem hava kirliliği olmaması, hem çocukların güvenliği hem de çocuğunuzu alıp bırakırken aracınızla bekleme yapabilmeniz açısından, kreşin sakin bir sokakta olması çok önemli. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Demek ki öncelikle çocuğunuzu hangi semtteki bir kreşe göndereceğimize karar veriyoruz, sonra bu semtteki kreşleri tek tek geziyoruz, çocuklarını bu kreşelere gönderen tanıdıklarımız varsa onlarla görüşüyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bir kreşe gittik, nelere dikkat edeceğiz?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Öncelikle kreşin fiziki şartlarına tabiki.Kreşe ait müstakil bir bina mı var , yoksa bir apartmanın giriş katında mı? Günümüzde genellikle kreşler 3-4 katlı müstakil binalarda hizmet veriyor ki bence böylesi daha doğru. Herbir kat, yemekhane, yatakhane, oyun alanı ve sınıflar olarak düzenlenmiş oluyor ve kreşin kendisine özgü bahçesi bulunuyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kreşten içeri girdiniz, gözünüzü de burnunuzu da dört açın. Kreş yeteri kadar ışık alıyor mu, ortam ısısı uygun mu, içeride rutubet kokusu var mı? Olmaz demeyin, ben son derece lüks bir kreşin giriş altı katının rutubet koktuğuna şahit oldum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Kreşin her yanını adım adım gezin.Tuvaletlerinin çocuklara uygun olup olmadığını kontrol edin ve tabi ki temizliğini.Yeteri kadar tuvalet var mı?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Yatakhaneleri gezin. Yatakhane çocuk sayısına göre yeterince büyük mü, yataklar nasıl, küçük karyolalar mı var, yoksa ayrı bir yatakhane yok ta, çocuklar öğle uykularını kampetlerde mi uyuyorlar. Ben çocukların ayrı bir yatakhane yerine, oyun alanlarına konulan kampetlerde uyumalarını çok doğru bulmuyorum.Oyun alanının yeterince havalanmamış olması, kampetlerin rahat olamaması ve kampetlerin yere yakın olması gibi mahsurları olabilir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Sıra yemekhanede. Temiz ve düzenli mi? Kullanılan yemek takımları , masa ve sandalyeler çocuklara uygun mu?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Ya bahçe?Temiz ve düzenli mi ? Oyun araçları güvenli mi, malzemesi boyası sağlıklı mı, etrafı gerektiği gibi çevrilmiş mi?Yeterince büyük mü?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Kreşin geneli nasıl düzenlenmiş. Çoçuklar için güvenli, sivri ve keskin uçları olmayan mobilyalar kullanılmalı. Zaten çok fazla eşya da olamalı bence.Özellikle merdiven varsa, trabzanları, basamak boyları vs. çocuklara göre düzenlenmiş mi?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Binada yangına karşı yeterli güvenlik önlemi var mı?Kreşte ilk yardım için gerekli malzemeler bulunduruluyor mu?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiziki şartlara baktık, sıra kreş personelinde: &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Kreşte tam gün görevli bir pedegog yada çocuk gelişimi konusunda uzman bir psikolog ve hemşire var mı?En azından hafta da bir gün doktor kontrolü yapılıyor mu?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Çocuk sayısına göre yeterli öğretmen ve personel var mı?Grupları 10-12 kişilik olması ve bence her gruptan sorumlu en az iki öğretmenin olması gerekli. Özellikle küçük yaş gruplarında bir öğretmenin yeterli olmayacağını düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kreşte nasıl bir program uygulanıyor?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Unutmayalım, çocuklarımızı kreşe bedenen ve ruhen sağlıklı, eğitimli bireyler olmalarına katkı sağlasın diye gönderiyoruz. Çocuklarımız kreşte yaşıtlarıyla, yaşlarına uygun oyun ve faaliyetlerle hem eğlenmeli, hem öğrenmeli, ilgi alanları gelişmeli ve yeni ilgi alanları keşfetmelidir.Uygulanan program bunlar için uygun mu?Genellikle kreşlerde çocuklara, yaşlarına göre drama, müzik, jimnastik, seramik, ingilizce, bilgisayar vs. dersleri veriliyor. Ayrıca çocuklarınızın ilgisine göre bale, binicilik, yüzme, buz pateni vs. faaliyetlere de katılımı sağlanmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok uzun bir konu.Atladıklarım olabilir. Her anne-babanın beklentileri de farklı olabilir. Bence çocuğumun önce güvenliği, sonra hijyen, sağlıklı beslenmesi, sonra diğer çocuklarla oynayıp paylaşımı, insan ilişkilerini, sosyal yaşamı öğrenmesi, ilgi alanlarının ve yeteneklerinin ortaya çıkarılması ve geliştirilmesi ve temel bilgileri sıkılmadan öğrenip okul hayatına hazırlanması gelir. Bu konuya devam edeceğim.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-174321107072672120?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/174321107072672120/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=174321107072672120' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/174321107072672120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/174321107072672120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/03/daha-nce-bir-yazmda-kre-seiminde-nelere.html' title='ÇOCUĞUMUZA KREŞ SEÇİYORUZ....'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-1497278990564882590</id><published>2007-03-14T04:13:00.000-07:00</published><updated>2007-03-14T04:17:30.658-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Çocuk yaşadıklarından öğrenir...&lt;br /&gt;Eğer bir çocuk eleştiriyle yaşarsa,kınamayı öğrenir.&lt;br /&gt;Eğer bir çocuk düşmanlıkla yaşarsa, savaşmayı öğrenir.&lt;br /&gt;Eğer bir çocuk utançla yaşarsa, suçlu hissetmeyi öğrenir.&lt;br /&gt;Eğer bir çocuk hoşgörü ile yaşarsa, sabırlı olmayı öğrenir.&lt;br /&gt;Eğer bir çocuk övgüyle yaşarsa, değer vermeyi öğrenir.&lt;br /&gt;Eğer bir çocuk alayla yaşarsa, utanmayı öğrenir.&lt;br /&gt;Eğer bir çocuk adil yaşarsa, adaleti öğrenir.&lt;br /&gt;Eğer bir çocuk güvenceyle yaşarsa, inanmayı öğrenir.&lt;br /&gt;Eğer bir çocuk dürüstlükle yaşarsa, doğruyu öğrenir.&lt;br /&gt;Eğer bir çocuk yüreklendirmeyle yaşarsa, kendine güvenmeyi öğrenir.&lt;br /&gt;Eğer bir çocuk arkadaşlıkla yaşarsa, dünyada sevgiyi bulmayı öğrenir.&lt;br /&gt;Eğer bir çocuk onaylamayla yaşarsa, kendinden hoşlanmayı öğrenir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cocukpsikolojisi.net"&gt;www.cocukpsikolojisi.net&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-1497278990564882590?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/1497278990564882590/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=1497278990564882590' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/1497278990564882590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/1497278990564882590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/03/ocuk-yaadklarndan-renir.html' title=''/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-8331583631188793485</id><published>2007-03-12T02:31:00.000-07:00</published><updated>2007-03-12T05:01:08.251-07:00</updated><title type='text'>Pratik ve Lezzetli Yemek Tarifleri</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Tüm bayanların ortak sorunudur,hergün ne yemek yapacağına karar vermek.Yapılan yemeklerin sağlıklı ve besleyici olması, ev halkının ortak damak tadına uyması(kimi soğan kimi sarmısak yemez, kimi kerevize kimi kırmızı ete sürmez elini), birbirine yakışan yemekler yapılması(aynı gün pırasa ve ıspanak pişirecek halimiz yok),sık sık aynı ve benzer yemeklerin pişirilmemesi, karar verilecek yemeğin malzemelerinin evde mevcut ya da en azından kolay temin edilebilir olması gibi şartları vardır günlük yemek menüsü belirlemenin.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Hanımlar daha bir gece önce yastığa başlarını koyar koymaz düşünmeye başlarlar, ne pişirsem yarın?diye.Ertesi sabah kafalarında bu soru işareti ile uyanır, kimi zaman telefonda annelerine ya da arkadaşlarına, çalışan bayanlarsa iş arkadaşlarına sorarlar bütün gün, akşam ne pişirsem?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Sonunda ana yemeğe karar verilir. Bu kez yanına ne pişirsem sorusunun cevabı aranır.Etli kurufasulyenin yanına pirinç pilavı mı, bulgur pilavımı, cacık mı, salata mı?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Erkeklerin sadece akşam iş çıkışı yaklaşıp, acıktıklarını hissettiklerinde gelir akıllarına, akşam ne pişirileceği değil de ne yiyeceği. Bunun cevabına ulaşmak ta çok basittir.Eşini arayıp  -ne pişirdin?, eşi çalışıyorsa-ne yiyeceğiz bu akşam? diye sormak yeterlidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Yemeğe misafir davetli ise kadının derdi daha da büyür. Misafiri öyle bir iki çeşitle geçiştirmek olmaz, en az 4 çeşit olacak, yanında cacık, salata, komposto, hepsi birden olacak, tatlı olacak vs.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Öyle hergün yenilen sıradan, kolay yemeklerde olmayacak.Biz Türk kadınları bu takıntımızdan derhal vazgeçmeliyiz. Misafire ikram için onlarca yemek, salata, meze hazırlayıp, hem kendimizi harabediyoruz, hem bütçemizi sarsıyoruz, hem yenilemeyecek kadar çok yemek yapıp israfa sebep oluyoruz, hem de misafirperverlik yapacağız diye misafirlerimizi ısrar ede ede tıka basa yedirip, mide fesadına uğramalarına neden oluyoruz.Türk hanımları ne yazık ki ısrarın dozunu çok kaçırıyorlar. Karşılarındaki insanı da çok zora sokuyorlar.İkram edilen tatlıyı yemek istemeyen misafirin-Kusura bakmayın ,şeker hastasıyım, demesini bile bahane olarak kabul etmeyip, -ye Allah aşkına, bir iki taneden birşey olmaz, diyecek kadar gözleri kararabiliyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Akşam ne yemek pişirileceğini her gün düşünmek yerine kreşlerde, okullarda, işyerlerinde yapıldığı gibi aylık yemek listesi hazırlamak işinizi çok kolaylaştıracaktır.Böyle bir liste hazırlayıp, buzdolabınızın kapağına asmanızı tavsiye ederim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;İyi bir yemek kitabını el altında bulundurmak ta, yeni yemek tarifleri öğrenmenin dışında, o gün ne pişireceğiniz konusunda size fikir verecektir.Bugün bir iki pratik tarif yazmayı düşündüm. Bunlardan pirinç salatasını et ve tavuk yemeklerinin yanında, hatta günlerinizde salata olarak ikram edebilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pirinç Salatası&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Malemeleri:pirinç, haşlanmış ya da konserve bezelye, havuç, kornişon turşu,yeşil soğan, dere otu, mısır,  2 kaşık sıvı yağ, tuz,arzuya göre taze nane, maydanoz&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Yapılışı:Pirinci yıkayıp, biraz tuzlu suda bekletin. Sonra  pirincinizi bir tencereye alıp,kavurmadan üzerine kaynar suyu koyup haşlayın. Suyu süzülmeyecek, o yüzden pilav yaparken ölçünüz ne ise ,o mikrada su koyun. Suyun içine tuz ve sıvıyağı ekleyin. Pirinçler pişip, suyunu çekince demlenmesini bekleyip, bir servis kabına alın.Haşlanmış havuçları, kornişonu, yeşil soğanı, dere oyunu vs. doğrayıp, diğer malzemelerle birlikte pirince katıp karıştırın. Üzerine arzuya göre yağ gezdirebilirsiniz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Deneyin, hem çok lezzetli, hem de çok pratik, hem de sağlıklı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoğurtlu Közlenmiş Biber&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Közlenmiş kırmızı biberi( konservesi  olabilir) doğrayıp, sarmısaklı yoğurtla karıştırın. Çok lezzetli oluyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tereyağlı sütlü patates püresi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Patatesleri haşlayıp, iyice ezin. Tavada tereyağı eritip, patatesleri koyun, tuz ekleyin, tereyağını patateslere yedirdikten sonra, soğuk süt ekleyin, sütü yavaş yavaş ekleyip patateslere iyice yedirin. Bunu çocuklarınıza tek başına yedirebileceğiniz gibi, kırmızı et yemeklerinin yanında da sunabilirsiniz. Lezzetli ve besleyici.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patates Köftesi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Patatesi haşlayıp, ezin.Tuz ve karabiber ekleyip yoğurun. Sonra patates püresini doğradığınız sosis yada küçük küpler şeklinde doğradığınız kaşar peynirini  içlerine koyduğunuz köfteler  haline getirin. Bu köfteleri önce una, sonra yumurta sarısına sonra galeta ununa bulayıp kızartın. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pizza&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Hamuru için malzeme:Un, su, tuz, maya, şeker&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Üstü için:Kaşar peyniri, ketçap, süt, arzuya göre sucuk, sosis, doğranmış zeytin, mısır, yeşil biber, mantar vs.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Bir su bardağı ılık  suya tuz, bir tatlı kaşığı şeker, mayayı ve yeterince unu koyup, yoğurun.Kabarıncaya kadar dinlendirin.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Bir su bardağı su ile hazırladığınız hamuru, büyük bir fırın tepsisine yayın.Üzerine, biraz süt ile karıştırılmış ketçapı-ki biraz kekikte koyabilirsiniz isterseniz-sürün, Rendelenmiş kaşarı da yayıp, üzerine diğer malzemeleri doğrayıp koyun. Hamura yada pizzanın üzerine yağ koymanıza gerek yok. Sucuk, sosis ve kaşar peynirinin yağı yeterli.&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Afiyet Olsun...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-8331583631188793485?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/8331583631188793485/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=8331583631188793485' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/8331583631188793485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/8331583631188793485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/03/pratik-ve-lezzetli-yemek-tarifleri.html' title='Pratik ve Lezzetli Yemek Tarifleri'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-1508877345872213986</id><published>2007-03-09T02:54:00.000-08:00</published><updated>2007-03-09T04:16:00.767-08:00</updated><title type='text'>Dünya Kadınlar Gününün Ardından</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre;&lt;br /&gt;1. Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor.&lt;br /&gt;2. Buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahipler.&lt;br /&gt;3. Dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.&lt;br /&gt;4. Başka bir değişle dünyadaki işlerin % 34’ü erkekler tarafından görülüyor ama erkekler dünyadaki toplam gelirin % 90’ına ve toplam mal varlığının % 99’una sahipler.&lt;br /&gt;Türkiye’den Rakamlar ( Milliyet, 8 Mart 2001)&lt;br /&gt;1. Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyor.&lt;br /&gt;2. Kadınların % 57,7’si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyor.&lt;br /&gt;3. Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜNDEN BUGÜNE "KADINLAR GÜNÜ"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1800'lü yıllarda bir tekstil fabrikasında daha iyi çalışma koşulları için greve giden kadın işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamayarak ölmeleriyle gündeme geldi Kadınlar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 8 Mart'ta eşitlik isteklerini daha yüksek sesle dile getiriyorlar.&lt;br /&gt;8 Mart'ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanması, uluslararası düzeyde kabul gören bir hal alması 1970'lere rastlasa da, bu tarihe kaynaklık eden olay ve dünya kadınlarının ortak bir gün kutlama isteğinin gündeme gelişi 1800'lerin ortasını bulur. ABD'nin New York kentindeki Cotton tekstil fabrikasında çalışan işçi kadınlar, 1800'lü yılların ortalarından beri daha iyi çalışma koşulları, emeklerinin karşılığında hak ettikleri ücret ve daha iyi yaşam için mücadele vermektedir. Ama bunca yıllık mücadeleye karşın elde edebildikleri pek bir hak yoktur. En sonunda, 8 Mart 1908 günü, haklarını alabilmek için son çare olarak greve giderler. Ancak patronlar bu greve zalim bir şekilde müdahale ederler. Greve giden kadınlar fabrika binasına kilitlenirler. Patronlar bu yolla grevin başka fabrikalara sıçramasını engellemek isterler. Ancak beklenmedik bir şey olur ve fabrika yanmaya başlar. Ne yazık ki yangından fabrikada bulunan kadın işçilerden çok azı kaçarak kurtulmayı başarır Yanan fabrikadan kaçmayı ve fabrikanın çevresine kurulmuş olan barikatları aşmayı başaramayan 129 kadın işçi yanarak ölür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı yıl diğer endüstri kollarındaki kadınlar da mücadeleye devam ederler. Kadınların yürüttükleri mücadelenin temelinde seçme ve seçilme hakkı, günlük çalışma saatlerinin, koşullarının ve ücretlendirmenin yeniden düzenlenmesi gibi konular bulunmaktadır. Dünya Kadınlar Gününde bugün de ilk başlarda yapıldığı gibi eşitlik için, bağımsızlık için, politik haksızlıkların ortadan kalkması için, daha iyi yaşama ve çalışma koşulları elde edebilmek için çalışılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYE'DE 8 MART KADINLAR GÜNÜ&lt;br /&gt;İlk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlayan 8 Mart, 1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı.&lt;br /&gt;"Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programında Türkiye de etkilenmiş, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapılmıştır. 1980 askeri darbesinden sonra dört yıl anılmadı 8 Mart. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından Dünya Kadınlar Günü kutlanmaya başlandı.Kadınlar 80'li yıllarda 8 Mart'ı izinli yürüyüş ve şenliklerle kutlayamamışlarsa da, küçük gruplar mütevazi kutlamalarını sürdürdüler. 90'lı yıllarda kadın kuruluşlarının sayı ve çeşitliliğinin artması ile beraber 8 Mart daha geniş bir katılımla kutlanılır oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANACIĞIM—Anneme ve bütün annelere—&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nasıl hatırlamam anacığım nasıl? &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kaç geceler bana ninni söylerdi, &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hasta olunca oydu başucumda bekleyen, &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Biraz yorulmayayım, üzülmeyeyim, hemen &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Alır kucağına okşardı, saçlarımı öperdi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nasıl hatırlamam anacığım nasıl? &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Uzun kış geceleri masal masaldı. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Güzel çoban kızları, iyi kalpli sultanlar,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir suyun akışı gibi geçip gitti zamanlar &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şimdi ne o dünkü çocuk, ne de o masal kaldı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nasıl hatırlamam anacığım nasıl? &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yıkayan oydu mürekkep lekeli parmaklarımı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Akşam biraz geciksem yollara düşerdi .&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sokağa çıkarken «Yavrucuğum üşütme» derdi. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hemen bir kazak örerdi biraz boş kaldı mı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nasıl hatırlamam anacığım nasıl? &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bilirim yine kalbinde yerim anacığım. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Selam sana Kadınlar Günü İstanbul’dan. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yeni dönmüşçesine bir akşam okuldan, &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Vefalı ellerinden öperim anacığım.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ümit Yaşar OĞUZCAN&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.memocal.com"&gt;www.memocal.com&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Kadınlar Günü diye bir günün varlığından mutlu mu olmalıyım bir kadın olarak bilemiyorum. Değilim çünkü. "İnsan hakları" kavramının yanında bir de "kadın hakları" kavramı olması da mutlu etmiyor beni.Neden biz kadınların özel bir günleri var? Var, çünkü 364 gün ezilen, dayak yiyen, istismar edilen kadınların seslerini duyurmaya ihtiyacı var.Senede 1 gün, cılız seslerimizle bağırıyoruz. İnsanız, kadınız, anayız...Sizden fiziki olarak daha zayıf olabiliriz. Ama bizler erkekler tarafından yönetilen dünyada, erkekler tarafından biçilen rolleri oynamak istemiyoruz. Kadınlar erkeklerin emrine, kullanımına sunulmuş varlıklar mıdır?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Doğurganlığı tanrı tarafından verilen bir armağan iken kadına, bu özelliğimiz erkekler tarafından bizi iş hayatından ve sosyal yaşamdan koparıp, dört duvar arasına kapatmak için bahane olarak kullanılıyor ne yazık ki.Çocuk doğurup, yetiştirmek elbetteki kadın için bir onurdur ama, bizler, tanrının bize verdiği topluma sağlıklı bireyler kazandırmak görevini yerine getirirken, toplumsal yaşamdan ve iş hayatından soyutlanmak yerine çocuğumuzla birlikte iş ve sosyal hayatta varolabileceğimiz düzenlemeler yapılmasını bekliyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Toplumsal yaşamda kadının ve annenin lehine yapılabilecek basit ,ama anneler için çok gerekli bir düzenleme:emzirme ve bebek bakım odaları.Çocuğu olan kadınlar böyle bir düzenlemenin eksikliğini çok yaşamıştır. Son derece lüks alışveriş merkezlerinde bile annelerin bebeklerini emzrebileceği, bakımını yapabileceği mekanlar ne yazık ki bulunmamaktadır. Bakım odaları bulunan yerlerde de son derece elverişsiz, genellikle kadınlar tuvaletinin bir köşesine sıkıştırılmış daracık alanlar özgülenmiştir bu amaca.Emzirme odalarına ise henüz hiç rastlamadım ne yazık ki...İki yıl yaşadığım Katar 'da, bütün alışveriş merkezlerinde, hastanelerde, doktor muayenehanelerinde vs. çocuk emzirme ve ayrı olarak çocuk bakım odaları vardı. Kadınını peçenin arkasına hapseden bu toplum bile kadının toplumsal yaşama katılabilmesine uygun düzenlemeler yapmıştı. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şimdi sakın kadınların tek derdi bu mu demeyin. Daha önceki yazılarımda da kadına özgü sorunlara değindim ve değinmeye devam edeceğim.Kadına dair bir şeyler yazmak,bu konuda kafa yormak için bir dahaki kadınlar gününü bekleyecek değilim.Bir kadın olarak toplumsal hayata, iş yaşamına dair kadına özgü sorunlarla her gün karşıkarşıyayım zaten. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Erkeklerle yarış içinde, onların önünde yada onların arkasında olmak istemiyoruz biz. Biz, her ortamda, her konuda onlarla yan yana omuz omuza olmak istiyoruz. Bizim ne bedenimiz ne ruhumuz ne de namusumuz bir erkeğe emanet değildir. Ne babamıza, ne kocamıza, ne erkek kardeşimize, ne de oğlumuza...Bizler toplumda erekeklerle eşit haklara sahip bireyleriz.Geleceğin babalarının, kocalarının, oğullarının da böyle düşünmesi , bizim çocuklarımızı bu bilinçle büyütmemize bağlıdır. Kız çoçuğuna oğlunun dağınıklığını toplatan, oğlunun ayağına pasapas olan annelerin kocalarından saygı beklemeye hakkı varmıdır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tüm kadınlara hakettikleri değerin gösterildiği, insanca ve kadınca bir yaşam diliyorum. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-1508877345872213986?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/1508877345872213986/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=1508877345872213986' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/1508877345872213986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/1508877345872213986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/03/dnya-kadnlar-gnnn-ardndan.html' title='Dünya Kadınlar Gününün Ardından'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-7366737089121932810</id><published>2007-01-17T04:36:00.000-08:00</published><updated>2007-01-24T02:36:52.234-08:00</updated><title type='text'>BUGÜN EROL İLE CANAN 'IN 1. EVLİLİK YILDÖNÜMÜ</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Beni tanıyorsanız büyük ihtimalle onları da tanıyorsunuzdur.Onların web sitelerine link vericem vermesine de, bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum. İyisi mi yazayım .&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.erolkabadayi.com/"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;www.erolkabadayi.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.cananozkan.com/"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;www.cananozkan.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Bu sitelere girerseniz yakışıklı kardeşim Erol ile güzel eşi Canan 'ın fotoğraflarını görebilirsiniz. Onların okudukları kitaplar, izledikleri filmlere ilişkin yorumlarını okuyabilirsiniz. Bilgisayar yazılımı, web tasarımı, futbol hakemliği, fotoğrafçılık,reklamcılık vs. vs.... aman, girip okuyun. Bunların on parmağında on marifet. Canan Güzel Sanatlar Grafik Tasarım mezunu. Resim yapar, fotoğraf çeker, üniversitede okutmanlık yapar, kendi firması var....Erol bilgisayar mühendisi, futbol hakemi, yüksek lisans öğrencisi....İkiside bol okur, yazar ve gezerler.Bir de evliler...Bugün de onların evliliklerinin 1. yıldönümü.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;İkisini de çok seviyoruz.Canan kardeşimizin eşi değil de küçük kız kardeşimiz gibi geliyor bize.Tabi biz 4 (yazıyla dört ) görümce ona nasıl geliyoruz bilmem:)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;İkisini de öpüyor, evlilik yıldönümlerini kutluyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;Aaaaa... web adresini yazınca link veriliyormuş:)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-7366737089121932810?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/7366737089121932810/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=7366737089121932810' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/7366737089121932810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/7366737089121932810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/01/bugn-erol-ile-canan-in-1-evlilik-yildnm.html' title='BUGÜN EROL İLE CANAN &apos;IN 1. EVLİLİK YILDÖNÜMÜ'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-8603097893156758215</id><published>2007-01-07T23:38:00.000-08:00</published><updated>2007-01-08T01:47:21.860-08:00</updated><title type='text'>2007 YURDUM İNSANINA AKIL FİKİR GETİRSİN</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Çalışan kadınların omuzlarında ki yük oldukça ağırdır. Hele bu çalışan kadın evli ve bir de anneyse.Kadın, iyi anne, iyi eş,iyi ev kadını ve aynı zamanda iş yaşamında , mesleğinde başarılı olmak zorundadır.Bunlarda yetmezmiş gibi kadının akademik kariyer yapması, siyasette aktif rol alması, sosyal ve kültürel faaliyetlerde bulunması vs. beklenir. Toplum modernleştikçe, kadınlar meslek sahibi olup iş yaşamındaki yerini aldıkça, kadının omuzlarındaki yük azalacağına, katmerlenerek artmaktadır. Kadın çalışsa dahi ondan ev işlerini bizzat yapması,eşinin ve çocuklarının her türlü ihtiyacını daha onlar istemeden düşünüp gidermesi beklenir.Çocuk hastalanırsa ertesi gün işe gidecek olmasına rağmen gözünü kırpmadan çocuğunun başında beklemesi, gerekirse işten izin alıp evde çocuğuna bakması,akşam eve girer girmez, mutfağa koşturup yemek yapılması, sofranın hazırlanması,çocuğun yemeğinin yedirilmesi,ardından sofranın toplanıp bulaşıkların yıkanması, eve gelen misafirler için ikram edilecek bir şeyler hazırlaması ve eşi gelen misafirlerle sohbet ederken servis etmesi, arada güler yüzle, hiç yorgunluk emaresi göstermeden bir iki laf etmesi, akşam yatmadan evin dağınıklığını toplayıp, eşinin ve çocuklarının yarın giyeceği kıyafetleri gözden geçirip hazırlaması, ve sayıp içinizi sıkmak istemediğim daha bir sürü şeyi yapması kadın çalışsa dahi kadından beklenir. Üstelik bunca gayretine rağmen hiç bir taktire de hak kazanmaz. Öyle ya, bunlar zaten onun görevidir.Eşiyle aynı saatte eve giren erkekte, TV nin karşısındaki yerini alır.Adamcağız bütün gün çalıştı didindi, ülkede ne olup bitmiş, siyasiler ne demiş,ekonomik gelişmeler nedir vs vs. takip etmeli öyle değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sabahları bir yandan kahvaltı hazırlayıp bir yandan çocuklarının öğlen yiyeceklerini hazırlayan, hem kendisi giyinip, hem çocuklarını giydiren, eşinin çorabına kadar eline veren, yatakları toparlayan, işe giderken bakımlı olmak zorunda olan, bütün bu koşuşturmaca yüzünden belki işine geç kalıp, amirinden, patronundan laf işiten de ne yazık ki kadınlardır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Günlük bunca koşuşturmanın arasında günlük gazeteyi okuyabilirse ne ala. Kitap okumak, bir iki arkadaşı ile bir araya gelip bir kafede sohbet etmek, sergiye tiyatroya gitmek, film izlemek çalışan kadın hele çalışan anne için çok lüks beklentilerdir. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kadının görevlerinden en zoru ve en önemlisi anneliktir.Bir insana hayat verme,onun her türlü ihtiyacını karşılama, en önemlisi çocuğun kişiliğini şekillendirme ve geleceğine yön vermede en önemli rol annelerindir.Biliyoruz ki, toplumu oluşturan bireyler ne kadar sağlıklı-gerek bedensel gerek ruhsal açıdan-, ne kadar bilgili ve kültürlü ise oluşturdukları toplumda öyle olacaktır.Kadından bu kadar ağır beklentileri olan,kadının kitap okumasını, sosyal faaliyetlerde bulunmasını lüks olarak gören, hatta kız çocuklarının okula gitmesini, okuma yazma bilmesini bile gereksiz, hatta tehlikeli bulan bir toplumun, avrupalı olmayı, onlar gibi yaşamayı istemesi büyük bir çelişkidir. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ne acıdır ki bu çağda ülkemizde kız çocuklarının okula gönderilmesi için kampanyalar düzenleniyor, hem devlet hem sivil toplum örgütleri büyük çabalar harcıyor. Ne yazık ki ülkemizde hala kadının başının örtülmesi isteniyor, daha acı olan, bunu erkekler kadar kadınlar istiyor ve bunun için mücadele veriyor. Ülkemizde haremlik selamlık uygulamaları görülüyor, bunu kadınlarda destekliyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gerçek şu ki, erkekleri de anneleri büyütüyor, yetiştiriyor. Anneler erkek çocuklarına kız çocuklarından farklı davranmaya , kızından ev işlerine yardım bekleyip, içeceği suyu dahi oğlunun ayağına götürmeye, kızına oğlunun dağınıklığını toplatıp, erkek kardeşine yemek hazırlatmaya devam ettikçe,toplumun kadına bakışı, kadının toplumdaki yeri değişmeyecektir.Türk toplumunda kadının ikinci sınıf olmasının sorumlusu kadınlardır.Kendisi ezilmekten şikayet edip, kızını , gelinini ezmek için elinden geleni ardına koymayan kadınlardır. Bu zihniyetteki kadınlarda ezilmeyi, ikinci, sınıf insan muamelesi görmeyi hak ediyorlar. Ancak ne yazık ki kurunun yanında yaş ta yanıyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yeni evlenecek yada evlenmiş kadınlara hemcinsleri nasihatlar eder. Kızım erkeğine her zaman güler yüz göstereceksin, o eve gelmeden süsleneceksin, hiç bir isteğine yüz çevirmeyeceksin, o bağırırsa sen susacaksın, tartışmaya girmeyeceksin, hangi yemekleri seviyorsa onu yapacaksın...bunlar gibi yüzlerce nasihat verilir evlenecek kızlara. Bunların karşılıklı olması gerektiği, kadının da bunları eşinden beklemeye hakkı olduğu yoktur nasihatların içeriğinde.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Elbetteki kadın ve erkek farklı cinslerdir. Fiziki olarak bir çok farklılık vardır iki cins arasında. Kadındır doğurgan olan, çocuğunu emzirebilen. Ama baba da gerektiğinde çocuğunu biberonla, kaşıkla besleyebilir. Yeni doğum yapmış eşine her konuda yardımcı olup, yeni doğum yapmış kadının psikolojisini anlamaya , onu birde ev işleri ile bunaltmamaya çalışabilir.Çocuğun altını temizlemek sadece annelerin görevi neden olsun?Neden erkekler, sanki bu sadece kadınların yapabileceği bir şeymiş gibi, çocuğunun altı kirlendiğinde karısına seslenirler?Lafa geldi mi, maşallah ellerinden her iş gelir, çok maharetlidirler, ama işlerine gelmeyen konularda... -Ben beceremem çocuğun altını temizlemeyi!Elbetteki her anne çocuğuna zevkle bakar, hiç bir anne çocuğunun altını temizlemekten yüksünmez. Ama erkeklerin zor, emek gerektiren, insanı yoran her şeyi kadına yüklemek, kadınlardan beklemek gibi bir alışkanlıkları var. Burnu akmış, ağzına sümük dolan çacuğunun burnunu temizlemektense, git annene burnunu silsin demek daha kolay tabi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Eve misafir geldiğinde kadın çay ve yanında kurabiye getirir, ardından meyve getirilir, eğer meyveler soyulup dilimlenmeden getirilirse evin beyi, misafirlerin yanında, niye soyup, doğramadın meyveleri? diye tersler, meyve servisini henüz toplamışken kadın, beyimiz, misafirlere dönerek ,birer kahve içeriz değil mi ?diye karısının sırtından ikramda bulunur. Fincanlar toplanırken, evde kuruyemiş yok mu?Birer kadeh birşeyler alalım,buyurur beyefendi.Kadıncağız tepesi atsada misafire ayıp olur diye olağanüstü bir gayretle 32 dişiyle zoraki sırıtarak servise devam eder. Erkek, misafir beyle hükümet kurup yıkarken, misafir kadıncağız da ev hanımının yükünü biraz hafifletmek için ona yardım eder,mutfakta ayaküstü, iki laf etmeye çalışırlar.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kadın dediğin kan kusup, kızılcık şerbeti içtim diyecek. Öyle akşam koca gelir gelmez, söylenmek, şikayet etmek yok. Çocuklar yaramazlık yapmışsa yapmış, olabilir, adamcağız telefonda 3 kez hatırlatmana rağmen yine yoğurt ve ekmek almayı unutmuş olabilir, ne var söylenecek, canın sağolsun kocacım, diyeceksin. Dırlanıp adamı eve geldiğine geleceğine niye pişman ediyorsunuz.Erkeği güler yüzle karşılayacaksın ki, eve gelmek için can atsın. Sen sıkılmış bunalmış, kızmış olabilirsin.Adamın niye canını sıkıyorsun? Tamam çamaşır makinası da bozuk, 1 aydır tamir bekliyor olabilir, ne yapsın adam, o tamirci mi?Bakın, bu erkek milletini üzmeye sıkmaya gelmez. Kadın olun canım. Adamı evden kaçıracaksınız.O zaman kendi anneniz dahi, kadın olsaydın da , elinde tutsaydın adamı diyecek size. Kesin sesinizi, gülümseyin bakalım...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-8603097893156758215?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/8603097893156758215/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=8603097893156758215' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/8603097893156758215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/8603097893156758215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2007/01/alan-kadnlarn-omuzlarnda-ki-yk-olduka.html' title='2007 YURDUM İNSANINA AKIL FİKİR GETİRSİN'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-4512186990381504377</id><published>2006-12-19T01:58:00.000-08:00</published><updated>2006-12-19T03:42:16.682-08:00</updated><title type='text'>Hamile Kadınların Çalışması,Doğum ve Süt İznine İlişkin Yasal Düzenlemeler</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bu konularda İş Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanunu ve 657 sayılı Devlet Memurları  Kanununda düzenlemeler yapılmıştır.Hamilelik, doğum izni ve süt iznine ilişkin düzenlemeleri,daha anlaşılır olması açısından maddeler halinde yazmayı uygun buldum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Hamilelik süresince çalışan kadına periyodik doktor kontrolleri için izin verilmesi,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Doktor raporu ile gerekli görüldüğü taktirde ücretinde kesinti yapılmaksızın daha hafif işlerde çalıştırılması gerekmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Doğum öncesi ve sonrası 8 er hafta, &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Çoğul gebelik halinde doğum öncesi 10 hafta, doğum sonrası 8 hafta izin kullanmak,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Doktor raporu ile sakıncalı olmadığı durumlarda doğum öncesi iznin son 3 haftasını kullanıp, artan süreyi doğum sonrası iznine eklemek,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Sağlık durumunun gerektirmesi halinde doktor raporu ile doğum öncesi ve sonrası izin sürelerini uzatmak ,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Kadın işçi, işverenin onayına bağlı olmaksızın doğum sonrası izinin bitiminden itibaren 6 aylık (bu süre devlet memurları için 12 aydır)ücretsiz izin kullanmak, haklarına sahiptir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Bütün bu hakların kullanımı işverenin onayına tabi değildir.Doğum öncesi ve sonrası izin sürelerinin uzatılması, doğum öncesi iznin bir kısmını doğum sonrası izin süresine eklemek için doktor raporu gereklidir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Doğum beklenenden erken gerçekleşirse bu durumda kullanılamayan doğum öncesi izin süresinin doğum sonrası izin süresine eklenmesi mümkün değildir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Kadın çalışan doğumdan itibaren çocuğun 1 yaşını doldurmasına kadar günde bir buçuk saat süt izini kullanabilir,süt iznini kaç bölümde ve günün hangi saatlerinde kullanacağını kadın çalışan düzenler.Bu düzenlemeyi işverene bildirir, işverenin bu düzenlemeye müdahale hakkı yoktur. Bu süre günlük çalışma süresine dahildir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Hamile kadının doğum öncesi ve sonrası yasal iznini kullandığı işverence bildirilmiş,doğum öncesi iznin başlamasından geriye doğru 1 yıl içinde toplam 120 gün analık sigortası primi ödenmişse SSK tarafından çalışmadığı yasal izin süreleri için kadın çalışana geçici iş göremezlik ödeneği verilir. Bu ödeneğin verilmesi için kurum doktoru tarafından verilmiş rapor aranmaz. Sadece doğum izninin yasal süreden daha uzun kullanılması halinde kurum doktorundan rapor gereklidir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-4512186990381504377?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/4512186990381504377/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=4512186990381504377' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/4512186990381504377'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/4512186990381504377'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2006/12/hamile-kadnlarn-almasdoum-ve-st-iznine.html' title='Hamile Kadınların Çalışması,Doğum ve Süt İznine İlişkin Yasal Düzenlemeler'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-18463293995445266</id><published>2006-12-18T04:54:00.000-08:00</published><updated>2006-12-21T06:04:52.241-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;3 yaşında bir oğlum var. Şanslıydım, oğlum, eşimin işi nedeniyle çalışma hayatıma ara verip, yurt dışında bulunduğum bir zamanda dünyaya geldi. Şanslıydım dedim ama, aslında bunun şansla çok ilgisi yok tabiki. Akıllıydım demek daha doğru, ama, megaloman olduğumu düşündürebilir.İşimden ayrılıp, eşimin işi için yurt dışına gitmeye karar vermemde, bunun çocuk yapmak için iyi bir fırsat olacağını düşünmem etkili oldu.Oğlum Katar 'da doğdu ve biz oğlum yaklaşık bir yaşında iken Türkiye 'ye döndük. Döndük ama, oğlum kreşe gidebilecek yaşa gelinceye kadar çalışma hayatına dönmemem konusunda karar almıştık eşimle. Bu nedenle oğlum 2,5 yaşına gelinceye kadar çalışmadım ve oğluma baktım.Böylece çalışan annelerin yaşadığı çok sıkıntılı, zor bir dönemi, biz de oğlumuz da rahat atlattık.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Çalışan annelerin sıkıntısı daha hamile olduklarını öğrendikleri an başlar. Ya hamilelik dönemi sorunlu geçerse...Doğumdan sonra çocuğa kim bakacak, bebeğimi nasıl emzireceğim?Çalışan bir kadının, hamileliğinin bir dönemini ya da tamamını yatarak geçirmek zorunda olması vs. durumlar çalışan bir kadın için kabusun başlamasıdır. Eğer kadın resmi bir kurumda çalışıyorsa durum daha rahat atlatılabilir. Ama ya özel sektörde çalışıyorsa, yada serbest meslek sahibi ise(doktor, avukat vs.), durum gerçekten çıkmazdadır. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hamilelik sorunsuz geçse bile, kadın için özel bir dönemdir. Kadının çok fazla kendisini yormaması, üzülmemesi, strese girmemesi gereken bu dönemde, iş hayatının hamilelik öncesi kadar yoğun bir tempoyla sürdürülmesi zordur.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Doğumdan sonra çocuğa kimin bakacağı, çok büyük bir sorun çalışan anneler için.İş Yasasının hamile kadının çalışması, doğum ve emzirme iznine ilişkin düzenlemelerini ayrıntıları ile yazacağım yakında.Doğum sonrası yasal izin süresi, doğumdan itibaren 8 hafta olup , sağlık durumunun gerektirmesi durumunda doktor raporu ile bu süre uzatılabilir.Yasal izin süresinin bitiminden itibaren, 6 aya kadar ücretsiz izin kullanma hakkı vardır çalışan kadının. Ama bu sürelerin sonunda yine sorun karşımızda,bebeğime kim bakacak? Eğer büyükannelerden biri bakabilecekse bebeğe, bu, çalışan anne için büyük bir şans:) Beraberinde başka sorunlarda getirecek olsa, bu yol, seçeneklerin içinde bence çocuk için en iyisi. Diğer seçenekler kreşe bırakmak ve ya evde yada bakıcının evinde bakıcıya bırakmak.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yasal 8 hafalık sürenin sonunda anne 6 aylık ücretsiz izin hakkını kullanarak, bebeğine 8 aylık oluncaya kadar bakabilme şansına sahip.Henüz 8 aylık bir bebeğin kreşe bırakılması çok doğru değil. Bu kadar küçük bir bebeğin hijyenik bir ortamda bakılması gerekir. Zira henüz bağışıklık sistemi gelişmemiş, aşıları tamamlanmamıştır. Hem de özel bir özen ve ilgi gösterilmesi gerekmektedir. Bebeklerin sağlıklı gelişiminde sağlıklı beslenmesi, hijyen vs. ihtiyaçlarının karşılanması kadar, sevgi ve ilgi ile kucaklanması ve okşanması da çok önemlidir. Araştırmalar yurtlarda kalan çocukların fiziki olarak ne kadar iyi bakılırlarsa bakılsınlar, annesi tarafından sevgi ile büyütülen çocuklar kadar fiziki gelişim gösteremediklerini ortaya koymaktadır. Ruhsal gelişimde ise, sevgi ve ilginin rolünü ortaya koymak için hiç bir bilimsel araştırma yapmaya gerek dahi yok bence.Bebeğin bir bakıcıya bırakılması seçeneğine gelince, bu da kreş seçeneği gibi sakıncalar içeren bir yol. Öncelikle çocuk bakacak yetkinliğe ve ruh sağlığına sahip, güvenebileceğimiz bir bakıcı bulmak çok zor.Ne yazık ki çalışan anneler çocuklarını çoğu zaman , evlere temizliğe giden, eğitim seviyesi çok düşük, çocuk bakımında geleneksel ve kimi yanlış yöntemleri uygulayan, hatta dilimizi dahi doğru konuşamayan kadınlara emanet temek zorunda kalmaktadırlar.Yanlış anlaşılmak istemem. Amacım bakıcılık yapan bu kadınları küçümsemek değil. Ama hayattaki en önemli varlığımızın, çocuğumuzun sağlığından, güvenliğinden, ruhsal gelişiminden, dil gelişiminden bu kadınlar sorumlu olacaktır. Hijyen, sağlıklı beslenme, güvenlik kurallarını bilmeyen, ana dilini doğru dürüst konuşmayan bir bakıcıya çocuk emanet etmek, çocuğun bugününü değil geleceğini de tehlikeye atmaktır.Bu nedenle çocuğa büyükanne yada başka bir akrabasının bakacak olmasını bir şans olarak niteledim. Ama elbetteki, bakıcı için sıraladığım sakıncalı durumlar, büyükanne için de geçerli olabilir. Ama ne yazık ki bu üç yoldan birini seçmek zorundayız çalışan anneler olarak. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yukarıda bahsetmiştim. Ben oğlum 2,5 yaşına gelinceye kadar çalışmadım Ama ben şanslıydım, çalışmak zorunda değildim. Ancak, oğlum 2,5 yaşına geldiğinde çalışma hayatına dönmeye karar verdim, zira, artık oğluma da yetmez oldum. Okul öncesi eğitimin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca 2,5 yaşına gelmiş bir çocuğun yaşıtlarıyla bol vakit geçirmesi gereklidir. Bir de benim çalışma hayatına ve mesleğime özlemim artınca, oğlumu kreşe gönderip,gönül rahatlığıyla çalışmaya başlama kararı aldım. Gönül rahatlığı ile diyorum, çünkü, oğlumu 1,5 yaşına kadar emzirdim. Onunla 2,5 yıl boyunca bol bol vakit geçirdim. 2,5 yaşında oğlumun aşıları hemen hemen tamamlanmıştı ve oğlum deyim yerinde ise,kreşte başının çaresine bakabilecek hale gelmişti. Ama yine de kolay olmadı. İnsanın yavrusunu başkalarına emanet etmesi çok zor. 2,5 yıl boyunca oğlumdan hiç ayrılamışken, onu kreşe bırakıp, sırtımı dönüp gitmek çok da kolay olmadı. Ama kreşe başlama aşamasında çok duygusal hareket etmemek gerekli. Kreş seçimini iyi yapmak ve ondan sonrasında profesyonellere güvenmekten başka çare yok. Ben de öyle yaptım. Kreş seçimini yaparken dikkat edilmesi gereken konuları ayrı bir yazıda ele almayı düşünüyorum.Kreşin müdürü, çocuk gelişim uzmanı bayan ilk günler ve sonrasında karşılaşacağımız tepkiler konusunda beni uyardı. İlk iki gün 1,5-2 saat kadar kaldık kreşte. Ben de oyun odasında oturdum. Oğlum 2 saat boyunca yüzüme bile bakmadı ve eve dönmek istemedi. Sonraki bir kaç gün süreyi yavaş yavaş artırdık ve oğlum ben ayrılırken hiç sorun çıkarmadı. Bu duruma üzüldüm ile diyebilirim. Bunu dile getirdiğimde kreş müdürü beni uyardı. 2. hafta oğlumun gelmek istemeyebileceğini, eğer öyle olursa, hiç taviz vermeden kreşe bırakıp, oyalanmadan ayrılmam gerektiğini söyledi. Gerçekten de beklenen oldu ve oğlum 2. hafta gitmek istemedi kreşe. Kreşin önünde ben araba kolduğunun kemerini açmaya çalışırken, o, ağlayarak takmaya çalışıyordu. İçerde boynuma sarılıp, ayrılmamak için feryat ederken, müdür bayan tarafında adeta boynumdan sökülüp içeri alındı. Bu durum yüreğimi parçalasa da zayıflık göstermem halinde bu durumun uzayıp gideceğini düşündüm ve duysal davranmayarak bu günleri atlattık. Oğlum 6,5 aydır kreşe gidiyor ve orda çok mutlu olduğunu hissediyorum.Oğlum kreşe başlayıncaya kadar hiç abartmıyorum, bırakın antibiyotiki, ateş düşürücü şurup dahi kullanmak zorunda kalmamıştık. Kreşe başlamasıyla birlikte enfeksiyon bombardımanına uğradık. Defalarca üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdi. Ama bu da beklediğimiz bir durumdu. Her evin kendi bakteri florası olduğunu, yeni ve kalabalık bir ortamda sık enfeksiyon geçirmesinin normal olduğunu biliyorduk. O nedenle telaşa kapılmadık.Henüz bu dönemi tam olarak atlatamadık. Sıklığı biraz azalsada, oğlum hala enfeksiyon geçirmeye devam ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Çalışan annelere  tavsiyem, mümkünse, bebeğe 2,5-3 yaşına gelinceye kadar büyükanne veya yetkin bir bakıcı tarafından, bebeğin evinde bakılması, bu yaştan sonrada kreşe gönderilmesi. Tabi en güzeli bebeğe annenin kendisinin bakabilmesi. Keşke mümkün olsa da kreşe gidebilecek yaşa gelinceye kadar anneler çocuklarına bakabilse... Bebeğini yeterince emzirememenin, dilediği gibi besleyememenin, eğitememenin sıkıntısını ve üzüntüsünü bütün çalışan anneler ve tabi çalışan annelerin eşleri babalar çok iyi bilirler. Bu konu devam edecek....&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-18463293995445266?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/18463293995445266/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=18463293995445266' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/18463293995445266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/18463293995445266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2006/12/3-yanda-bir-olum-var.html' title=''/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-7434392810106061378</id><published>2006-12-11T01:12:00.000-08:00</published><updated>2006-12-13T04:09:01.779-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Kadınsınız, evlisiniz ve eşinizden şiddet görüyorsunuz.Bu durum karşısında nasıl bir tavır takındınız bu güne kadar?Cevaplarınızı duyar gibiyim.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;a)Çekilecek dert değil ama, ne yapayım,şu iki çocuğun hatırına çekiyorum işte.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;b)Çalışmıyorum, bir mesleğim yok,çekmeyip te ne yapacağım?Boşansam gidecek yerim mi var?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;c)Her seferinde evden ayrılıp, babamın evine gittim, ama, araya aile büyükleri girdi.Kızım annesin, çocukların hatırına katlanacaksın. Hangimiz dayak yemedik kocamızdan? Çocuklarının başında dur,dediler.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;d)Eşim her seferinde özür dileyip, elim kırılsın ki, sana vurmayacağım bir daha dedi.Aslında kötü adam değil eşim ama, çok sinirli.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;e)Eşimle konuştuk, psikiyatriste gitmeyi kabul etti, ama, ilk seanstan sonra gitmedi bir daha.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şiddeti yer yüzünden tamamen silmek ne yazık ki, mümkün değil. Ama şiddeti azaltmak mümkün. Nasıl mı?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;1-İlk adım şiddet uygulamaktan vazgeçmek. Çocuklarımızı bir tokat dahi olsa dövmeyi, bağırıp aşağılamayı bırakacağız öncelikle. Çocuğa disiplin uygulamak ona vurmak ve hakaret etmeyi gerektirmez. Unutmayalım ki çocuklar söylediklerimizi değil yaptıklarımızı örnek alırlar. Çocuğumuza şiddetin yanlış olduğunu istediğimiz kadar söyleyelim, kendimiz çocuğumuza şiddet uygulamaya devam ettiğimiz taktirde,çocuğumuzun da şiddete eğililimli olmasını engelleyemeyiz.Çocuğu olan anne babalar bilirler. Çocuklar zaman zaman insanın sabrını taşırırlar. Ama biz yetişkinler,adı üzerinde yetişkiniz, onlara karşı sabırlı ve hoşgörülü olmayı,onların her türlü taşkınlığıyla şiddet uygulamadan başetmeyi öğrenmeliyiz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;2-İkinci adım, şiddet uygulayan insanlara bu davranışını bildiğimizi, onaylamadığımızı, yaptığının çok yanlış olduğunu düşündüğümüzü, ona bu çirkin davranışı yakıştıramadığımızı doğrudan söylemeliyiz, hiç değilse ima etmeliyiz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;3-Şiddet mağduru insanlara acıyarak yaklaşmamalıyız. Şiddet mağduru insanlara, şiddete maruz kalmasının kendi suçu olmadığını, ama bu sefer sessiz kalırsa bundan sonrakinde kendisinin de katkısı olacağını söylemeliyiz. Evet, ilk seferinde tepkisiz kalırsa, şiddetin sonu gelmeyecektir. Utanması gereken şiddete başvuran kişidir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;4- Kocasıdır, annesidir, babasıdır, severde döverde. Bu zihinlerimizden derhal silinmesi gereken bir düşünce. Şiddet sadece mağduru ile failini ilgilendiren bir hareket değildir. Şiddet kime uygulanırsa uygulansın, suda oluşan halkalar gibi olumsuz etkileri topluma yayılır. Anne babaların çocuk üzerinde velayet haklarının olması, çocuğa istedikleri gibi davranabilecekleri anlamına gelmez. Toplum ve devlet, velayet hakkına sahip olan anne babalar üzerinde denetim hakkına sahiptir. Ne çocuk anne-babanın , ne de kadın kocasının malıdır. Anne-babanın velayet hakkının dahi mahkeme kararı ile kaldırılabilceğini bilelim ve bunu lütfen çocuğuna şiddet uygulayan insanlara hatırlatalım. Aile içi şiddete karşı yasal başvuru yollarına yazımın devamında yer vereceğim.Detaylarıyla anlatacağım gibi, aile içi şidddete karşı sadece şiddete uğrayan aile ferdi değil, şiddetten haberdar olan herhangi bir kimse de karakola veya C.Savcılığı 'na ihbarda bulunabilir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Toplumun eğitim düzeyi ile şiddete başvurma arasında ters bir orantı vardır. Şiddet uygulayan kişilere karşı mağdurun ve çevresindeki diğer insanların-komşuların, akrabaların, arkadaşların vs.-takınacağı tavır, şiddetin toplum dışına itilmesinde ki en önemli adımdır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Özetle;kendimiz şiddet uygulamayacağız, uygulayanları uyaracağız,ayıplayacağız,mağdura destek olacağız ve şiddete karşı yasal başvuru haklarımızı bileceğiz ve bu haklarımızı kullanacağız. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şiddete karşı başvuracabileceğiniz yasal yollar nelerdir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;17.01.1998 de Ailenin Korunmasına Dair Yasa yürürlüğe girmiştir. Bu yasa ile Aile içi şiddete uğrayan aile bireylerinin şiddete karşı korunması amaçlanmıştır.09.01.2003 yılında yapılan değişiklikle Ailenin Korunmasına ilşkin tedbirleri uygulamakla Aile Mahkemeleri görevlendirilmiştir. Daha anlaşılır olması için bu yasa uyarınca yasal başvurunun nerelere. nasıl yapılacağı, yasa uyarınca uygulanacak önlemleri,karara uyulmaması halini vs. adım adım yazmanın daha uygun olacağını düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Eşiniz tarafından dövüldünüz. Bugüne kadar sineye çektiniz,ama, bıçak kemiğe dayandı(bence bıçak kemiğe dayanmadan harekete geçmelisiniz).Ne yapabilirim? Evi terketsem nereye gideceğim?Çocuklar ne olacak?Onların düzeni de bozulacak,diye düşünüyorsunuz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;1-Bulunduğunuz yerin bağlı bulunduğu Adliye 'ye giderek varsa Aile Mahkemesi 'ne, Aile Mahkemesi yoksa Aile Mahkemesi yetkisi verilmiş Asliye Hukuk Mahkemesi 'ne ,Cumhuriyet Başsavcılığı 'na veya bağlı bulunduğunuz karakola giderek sözlü veya yazılı olarak şikayette bulunabilirsiniz. Eğer sözlü olarak şikayette bulunursanız, başvurunuz hakkında tutanak düzenlenecektir. Cumhuriyet Başsavcılığı 'na veya karakola yapacağınız başvurular, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından derhal Aile Mahkemesine iletilecektir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;2-Aile Mahkemesi gerekli önlemleri almadan önce, mahkeme bünyesinde çalışan uzman kişilerden(psikolog,pedagog,vs.) biri yada birkaçını görevlendirerek rapor isteyebilecektir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;3-İnceleme dosya üzerinden yapılarak karar verilecektir.Bu yasa gereğince verilecek kararlar tedbir niteliğindedir. &lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mahkemece verilecek tedbir kararlarının uyglama süresi 6 aydır.&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;4-Mahkeme yasada sayılan tedbirlerden(aşağıda maddeler halinde sayılacaktır)başka uygun göreceği benzeri bir tedbire de karar verebilir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;5-Bu yasa kapsamında yapılan başvurulardan harç alınmaz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;6-Mahkemece mağdurların yaşam düzeylerine göre tedbir nafakasına hükmedilebilir. Yani eşine şiddet uygulayan eş, dövdüğü eşinin ve çocuklarının geçimi için onlara nafaka ödemek zorunda kalacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;7-Mahkemece ;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;- Diğer eş veya çocuklarına,veya ailedeki diğer bireylere şiddet uygulamaması,korkutmaya yönelik davranışlarda bulunmaması,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Şiddet uygulayan eşin aile konutundan uzaklaştırılmasına,aile konutunun mağdur eş ve çocuklara ayrılmasına,eve veya eşinin iş yerine yaklaşmaması,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Eş ve çocuklarınveya diğer aile bireylerinin eşyalarına zarar vermemesi,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Eş ve ocuklar veya diğer aile bireylerini iletişim araçları ile taciz etmemesi ve rahatsız etmemesi,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Varsa silah ve benzeri araçları zabıtaya teslim etmesi,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Ortak aile konutunda alkol ve uyuşturucu maddeler kullanmaması veya kulanmış olarak gelmemesi,şeklinde veya benzeri önlem kararları verilecektir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;-Verilecek tedbir kararı ihtar niteliği taşıyacaktır. Verilecek tedbir kararında, verilecek tedbir kararlarına uyulmadığı taktirde tutuklanacağı ve hürriyeti bağlayıcı(hapis)cezasına hükmolunacağı hususu ihtar edilecektir. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;8-Mahkeme kararının bir örneği şiddet uygulayan eşe, bir örneği C.Başsavcılığına gönderilecektir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;9-C.Başsavcılığı zabıta aracılığı ile karara uyulup uyulmadığını kontrol edecek, şiddet uygulayan eş tarafından uyulmaması halinde, mağdurun şikayetine gerek kalmadan C.Başsavcılığı Sulh Ceza Mahkemesinde Kamu Davası açacaktır. &lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aile Mahkemesince verilen tedbir kararına uymayan eşe 3 aydan 6 aya kadar hapis cezası verilecektir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;10-A&lt;span style="font-size:100%;"&gt;ile Mahkemesince verilecek tedbir kararında,örneğin şiddet uygulayan eşin aile konutuna yaklaşmaması kararında öngörülen süre 6 ayı geçemez. Yani mahkeme bu tedbirlerin herhangi birine en çok 6 ay için karar verebilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Eee...6 ay sonra dayak atan eş kaldığı yerden devam etmeyecek mi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Etmez, edemez...Deneyin...Şiddete başvuran insanlar sandığınızdan daha korkaktırlar.Unutmayalım, şiddete başvuran kişiler karşılarında kendilerinden daha zayıf birisini buldukları için pervasızca hareket edebilmektedirler. Sizin yasal haklarınız olduğunu, bu haklarınızın korunduğunu, yasaların ve yasa uygulayıcılarının sizin yanınızda olduğunu, yani, sizin artık zayıf olmadığınızı gördüklerinde şiddete başvurmadan önce düşünmek zorunda kalacaklardır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Aile içi şiddete karşı bu yasa ile özel bir düzenleme yapılmıştır. Bu yasa dışında Türk Ceza Kanununda da şiddet suç olarak düzenlenmiştir. Ceza Kanunu kapsamındaki başvuru yollarını bir başka yazımda anlatmayı düşünüyorum. Sağlıklı , mutlu günler diliyorum...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-7434392810106061378?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/7434392810106061378/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=7434392810106061378' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/7434392810106061378'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/7434392810106061378'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2006/12/kadnsnz-evlisiniz-ve-einizden-iddet.html' title=''/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-365090656019358734</id><published>2006-12-04T04:07:00.001-08:00</published><updated>2006-12-04T10:17:54.088-08:00</updated><title type='text'>Aile İçi Şiddet</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Aile içi şiddet nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ailenin fertlerinin birbirlerine uyguladıkları fiziksel, ruhsal şiddet,yani, dövme,bağırma, aşağılama,çocuğun ihmal edilmesi, cinsel istismar vs., aile içi şiddet olarak tanımlanır. Ülkemizde kadına ve çocuğa şiddet uygulanması çok yaygın, yaygın olduğu kadar da hoşgörülen bir tutumdur. Hepimiz gittiğimiz bir alışveriş merkezinde çocuğunu tokatlayan, azarlayan anne-babaya rastlamışızdır. Bu o kadar doğal kabul edilir bir durumdur ki, bir de tebessümle seyrederiz.Anne babanın çileden çıkmakta haklı olduklarını düşünürüz.Ne de olsa çok bilen atalarımız "kızını dövmeyen dizini döver,kadının karnından sıpayı,sırtından sopayı eksik etmeyeceksin,nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" incileri ile bize eğitimde dayağın vazgeçilmez bir yöntem olduğunu öğretmişlerdir. Biz de Türk toplumu olarak Atalarımıza çok saygı duyduğumuzdan olsa gerek, bu nasihatlarını sadakatle yerine getirmekteyiz.&lt;br /&gt;Bence şiddetin en önemli sebebi budur. Şiddete karşı gösterdiğimiz bu hoşgörülü yaklaşım. Aile içi şiddeti, adı üzerinde ailenin iç meselesi olarak görmemiz, şiddetin yaygınlaşmasında önemli bir etken. Komşumuzun dairesinden gelen feryatlara kulak tıkamamızın,kocasıdır, sever de döver de anlayışımızın sayesinde, şiddet uygulayan eşler, anne-babalar, yüzleri dahi kızarmadan toplum içinde yaşayabilmektedir.&lt;br /&gt;Aile içi şiddeti doğuran ikinci sebep, şiddete başvuran kişinin ruhsal bozukluğudur.Kişi ruh hastasıdır ve şiddetin normal olduğunu düşünmektedir, ya da kişi şiddete başvurmaktan kendisini alıkoyamamaktadır.&lt;br /&gt;Aile içi şiddetin mağdurları genellikle kadınlar ve çocuklardır. Kadına şiddeti kocası, çocuğa şiddeti ise anne ve baba yada yaşça büyük kardeşleri uygulamaktadır. Bu da gösteriyor ki kişinin fiziken güçlü, mağdurun güçsüz olması aile içi şiddetin genel profilidir.Çocukken, anne babası büyük ve güçlü oldukları için onlardan dayak yiyen çocuk, güçlü olanın zayıf olanı dövmesini "normal" olarak algılayıp,büyüdüğünde de çocuğuna veya kendi karısına karşı şiddet uygulayabilecektir.&lt;br /&gt;Toplumumuzda hatta tüm dünyada, kadınların erkeklere nazaran daha fazla şiddete maruz kaldıkları bir gerçek.Bunun sebebi, acaba, kadınların şiddete karşı olmaları, şiddet uygulamaktan kaçınmaları mı?Keşke öyle olsa,ama,yazık ki sebebi bu değil bence. Sebep fiziken erkeklerden daha güçsüz olmamız. Zira çocuğa karşı uygulanan şiddette maalesef erkeklerden pek te geri kalmıyor hemcislerimiz.&lt;br /&gt;Şiddet derken kastedilen sadece kaba kuvvet değildir..Azarlama, aşağılama ,küçük düşürme,bağırma,hatta çocuğun ihmal edilmesi,fiziki ve ruhsal ihtiyaçlarının karşılanmaması da şiddet olarak kabul edilir. Çocuğunu beslemeyen, ona gerekli şefkat ve ilgiyi göstermeyen anne de şiddet uygulamaktadır çocuğuna.&lt;br /&gt;Şiddetin bir türü daha var ki, son günlerde bizi insanlığımızdan dahi utandıran haberlerle gündemde olan cinsel istismar...Türkiyede bu konuda yapılmış araştırmalar var mı bilmiyorum, ama,çocuklara karşı cinsel istismarın hiç de küçümsenemeyecek oranda olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;Şiddeti yer yüzünden tamamen silmek belki imkansız. Ama şiddeti azaltmak,dünyayı çocuklarımız için daha yaşanılabilir bir yer haline getirmek öncelikle biz kadınların görevi ve bizler bu kudrete sahibiz. Zira biz anneyiz. İşe çocuklarımıza şiddet uygulamayarak başlayabiliriz.Unutmayalım ki bir tek tokatta şiddet uygulamaktır.&lt;br /&gt;Şiddetin hoşgörülemez , insana yakışmayan,sağlıksız bir davranış ve aynı zamanda suç olduğunu,fiziki gücün gerçekten bir üstünlük olmadığını, ve şiddete karşı yasal yollar olduğunu bilir, kabul eder ve çocuklarımıza da bunları öğretirsek,çocuklarımıza kendilerini sözle ifade etme fırsatı verirsek, şiddeti yer yüzünden belki silemeyiz,ama,hastalıklı ,normal olmayan, kabul edilemez bir davranış olarak kabul edilip,olabildiğince aza indirgenmesini, faillerinin cezalandırılmasını, mağdurlarının da utanmadan haklarını arayabilmelerini sağlayabiliriz.&lt;br /&gt;Biz kadınlar fiziki olarak zayıf olabiliriz,ama, tanrının verdiği büyük bir gücümüz var. Biz anneyiz...Toplumun bireylerini dünyaya bizler getiriyor ve onları insani değerlerle donatıyoruz. Bizler evlatlarımızı ne kadar iyi yetiştirirsek,onları ne kadar çok sever, saygı duyarsak,onlarda o kadar sağlıklı bireyler olacaktır.Sağlıklı toplumları sağlıklı bireyler oluşturur...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-365090656019358734?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/365090656019358734/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=365090656019358734' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/365090656019358734'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/365090656019358734'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2006/12/aile-ii-iddet.html' title='Aile İçi Şiddet'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-1557970844450326225</id><published>2006-12-03T07:22:00.000-08:00</published><updated>2006-12-03T23:53:25.449-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Amacımın kadınlara hukuki konularda yol göstermek olduğunu yazmıştım.Henüz hukuki bir konu hazırlamadım,daha doğrusu hazırlayamadım.Bugünün konusu, konu hazırlayamamış olmam.Takdir edersiniz ki, hukuki bir konuda yazmak için bir ön hazırlık yapmak zorundayım. Bunun için de öncelikle zamana ihtiyacım var, sonra hukuk kitaplarıma...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Niye hukuki bir konuda yazmak için hazırlık yapamadım?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şöyle ki ,ben evli, çalışan ve 3 yaşında erkek çocuk annesi bir kadınım.Başka açıklamaya gerek yok değil mi? &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Çoğunuzun, özelliklede kadın okuyucuların, bir günümü nasıl geçirdiğimi tahmin edebildiklerinden eminim. Ama ben yine de kısaca özetleyeyim size.Sabah kalkılır, duş alınır, giyinilir, oğluşum uyandırılır, o giydirilir,mutfağa koşup oğlumun kreşe götüreceği kahvaltı çantası hazırlanır-kreşe kahvaltı çantası götürmekte ne? dediğinizi duydum.Evet, bizim kreşte usul böyle-arada eşime hangi kravatı takacağı,pantolonu giyeceği vs. konusunda danışmanlık yapılır,evden çıkarken bir gözüm saatte ayakkabı manto giymek faslı ve evden çıkış-çıkış ki ne çıkış-. Oğlum her gün bir oyuncağını ya da kitabını götürmek için tutturur, o değil şu, o olmadı bu,sonra beni annem götürsün hayır babam götürsün faslı...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Evden çıkılır, öncelikle kuaföre gidilir. İş hayatına döndüğüm 5 aydır kararlılıkla uygulamaya çalıştığım tek lüksüm bu.Kuaförde, oğlum otur oğlum yapma, bırak onu demekten ağzım dilim kurur. Oğlumu kreşe bırakıp doğru ofise. Ofiste duruşma saatleri elverirse bir bardak çay içip, günün dosyaları alınır ve adliyeye gidilir.Öğleden sonra ofiste müvekkil görüşmeleri, araştırmalar, dilekçe yazmalar... Derken gün akşam olur. Ben saat beşte ofisten çıkar, oğlumu kreşten alır, evin yolunu tutarım.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Evden adımımı içeri atar atmaz, giysilerimi değiştirir, mutfağa koşarım. Malumunuz, oğluma ve eşime yemek hazırlamalıyım. Bu arada oğlum beni çekiştirir, ağlar sızlar. Haklıdır da,beni özlüyor bütün gün. Benimle oynamak vakit geçirmek istiyor.Ben de tamam oğlum, dur oğlum, yemeğin suyunuda koyayım, tuzunuda koyayım, geliyorum annecim diye diye yemeği ocağa koyar, nihayet oğlumla yemek pişene kadar 20-30 dakikka oynarım.Bu arada annecim, sen oynamaya devam et, ben yemeğin suyuna bakayım, ocağı kapatayım, salata yapayım diye mutfağa koşturup dururum. Sofra hazırlanır, eşim de gelir yemeğe otururuz.Oğluma yemek yedirme faslı başlar. Sevdiği bir yemekse mesele yok,döke saça yer, yok sevmediği bir şeyse tahmin edin artık. Ricayla başlar, yalvarmayla devam eder, giderek sesin şiddeti artar, fayda etmeyince tekrar yalvarma, en son benim pes edişimle son bulur yemek faslıda. Eşim sofradan kalkar televizyon izlemeye geçer, ben sofrayı toplar,bulaşık makinesini boşaltır kirlileri yerleştiririm. Sonra ya çamaşır makinesine sabah giderken koyduğum yıkanmış çamaşırlar asılır, ya makineye kirliler yerleştirilir, ya ütü yapılır.Yapacak bir iş mutlaka vardır. Bu arada oğlum babasıyla benim aramda mekik dokur. Bir eşimi çekiştirir, bir beni. Legoyla oynayalım anne, hamurlarımı ver baba...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Arada bir fincan çay içilip, devam... Oğlum yıkanacak daha.Derken saat 10'a yaklaştı. Oğlumun uyku saati. Yatak odasına geçilip önce kitaptan bir kaç masal okunacak, sonra içinde oğlumun ve arabaların geçtiği "arabalı masal" anlatılacak.Gün bitti...Ben de oğlumla birlikte uyuyakalırım genellikle.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İşte bu koşuşturmaca içinde vakit bulup hukuk kitapları dışında kitap okumak, gazete okumak,internetten araştırma yapmak, yazı yazmak...zor.Kadın olmak zor. Toplumsal yapımızın bize biçtiği roller çok ağır.Türk kadını iyi anne,iyi ev kadını, iyi eş olmak, iş yaşamında yer alıp kariyer yapmak için kendini paralayıp, bir de Türk kadını siyasi hayatta yer almıyor, Türk kadını iş yaşamında geri planda,yönetici kadın çok az sayıda gibi eleştirilere maruz kalıyor. Toplumumuz bu kadar görev yüklediği kadını eleştirirken de çok insafsız davranıyor. Çalışan kadını eşini ve çocuğunu ihmal etmekle, çalışmayıp evinin her türlü işini yapıp çocuğuna bakan kadını evde bütün gün oturup koca parası yemekle, sosyal faaliyetlerde bulunan kadını akşama kadar gezip tozmakla suçluyor. Bu suçlamaları yapanların başında da maalesef hemcinslerimiz geliyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu bizim toplumsal bir hastalığımız ne yazık ki.Bu tür insafsız eleştirel yaklaşımlar kadınlarımızı yetersizlik duygusuna sürüklüyor. Tüm uğraşlarına rağmen takdir almayan kadınlarımız, birde bu duygunun etkisi ile iyi anne olamadığı, iyi ev kadını, iyi eş olamadığı, işinde başarılı olamadığı düşünceleriyle boğuşmak zorunda kalıyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu konu da yazılıp çizilecek o kadar çok şey var ki...Hepsini bir tek yazıda ele almak mümkün değil.Bu konuda aynı şeyleri düşündüğünüzü biliyorum.Toplumumuzun hoşgörü düzeyinin düşük olması bence sorunun kaynağı.Çözümse yine kadınlarımızın elinde.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-1557970844450326225?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/1557970844450326225/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=1557970844450326225' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/1557970844450326225'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/1557970844450326225'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2006/12/amacmn-kadlara-hukuki-konularda-yol.html' title=''/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-6441178931020496262</id><published>2006-11-28T00:52:00.000-08:00</published><updated>2006-11-28T01:03:19.974-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece aydınlık ve sıcak&lt;br /&gt;ve kağnılarda tahta yataklarında&lt;br /&gt;koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.&lt;br /&gt;Ve kadınlar&lt;br /&gt;birbirlerinden gizleyerek&lt;br /&gt;bakıyorlardı ayın altında&lt;br /&gt;geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.&lt;br /&gt;Ve kadınlar,&lt;br /&gt;bizim kadınlarımız:&lt;br /&gt;korkunç ve mübarek elleri,&lt;br /&gt;            ince,küçük çeneleri,kocaman gözleriyle&lt;br /&gt;                    anamız, avradımız, yarimiz&lt;br /&gt;ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen&lt;br /&gt;ve soframızdaki yeri&lt;br /&gt;                     öküzümüzden sonra gelen&lt;br /&gt;ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız&lt;br /&gt;ve ekinde,tütünde,odunda ve pazardaki&lt;br /&gt;ve karasabana koşulan&lt;br /&gt;ve ağıllarda&lt;br /&gt;ışıltısında yere saplı bıçakların&lt;br /&gt;oynak, ağır  kalçaları ve zilleriyle bizim olan&lt;br /&gt;                                                        kadınlar,&lt;br /&gt;                                        bizim kadınlarımız&lt;br /&gt;şimdi ayın altında&lt;br /&gt;kağnıların ve hartuçların peşinde&lt;br /&gt;harman yerine kehribar başlıklı sap çeker gibi&lt;br /&gt;aynı yürek ferahlığı,aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.&lt;br /&gt;Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde&lt;br /&gt;                          ince boyunlu çocuklar uyuyordu.&lt;br /&gt;Ve ayın altıda kağnılar&lt;br /&gt;                         yürüyordu Akşehir üstünden Afyon 'a doğru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;                                                                               Nazım Hikmet&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-6441178931020496262?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/6441178931020496262/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=6441178931020496262' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/6441178931020496262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/6441178931020496262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2006/11/blog-post.html' title=''/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-230937410981306144.post-5815215146539836572</id><published>2006-11-27T10:02:00.000-08:00</published><updated>2006-12-04T00:02:54.796-08:00</updated><title type='text'>Başlangıç</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bu blogun en önemli amacı kadınların karşılaştığı hukuki sorunlarda yol göstermektir.Örneğin eşi tarafından dövülen,şiddet gören kadın hangi yasal başvuru haklarına sahiptir. Ne yazık ki ülkemizde, gerek eğitim eksikliği gerekse geleneksel olarak şiddetin-özellikle kadına ve çocuğa uygulanan -hoşgörülür olması nedeni ile,kaba kuvvete başvurma çok yaygındır.Türk kadınının çoğunluğunun ekonomik özgürlüğüne sahip olmadığı düşünüldüğünde, şiddete maruz kalan kadının yasal yollara başvuracak bilince sahip olsa dahi, ekonomik imkansızlık nedeniyle bu niyetinden vazgeçtiği, buna yeltenemediği bir gerçektir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu blogda hukuki konular dışında kadına dair pek çok şey bulabileceksiniz.İş yaşamında kadın, anne olarak kadın, eş olarak kadın, evlat olarak kadın ve birey olarak kadın... sorunları...mutlulukları... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu bloga, yorumlarınızla renk katacağınızı umuyorum... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/230937410981306144-5815215146539836572?l=kadinvehukuk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/feeds/5815215146539836572/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=230937410981306144&amp;postID=5815215146539836572' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/5815215146539836572'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/230937410981306144/posts/default/5815215146539836572'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kadinvehukuk.blogspot.com/2006/11/balang.html' title='Başlangıç'/><author><name>Kadın ve Hukuk</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07134616547741438164</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_IoR7K7c16Uo/R2eVWTVsXoI/AAAAAAAAAAs/_7V9lJq6kJ4/S220/CIMG0563.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
